Kübizm, geometriyi ve fiziği temel alan zihinsel çalışmayı gerektirir.
Kübizm, nesneleri parçalayarak, sanat anlayışının mantık süzgecinden geçirdiği biçimlerin ifadesiyle sanatını oluşturmuştur.
1907-1914 yılları arasında fovizmden kopan sanatçıların oluşturduğu bir akımdır.
Kubizm akımının adı Matisse'ın 1908 Sonbahar sergisin de gördüğü Braque'ın tablosuna "küçük küpler" sözünü kullanmasıyla ortaya çıkmıştır.
Bizans ikonoklazmı bile sanatsal temsilde simgesel olana daha genel bir itirazı ifade eder diye görülüyordu. Böylece 1950’lerde meşhur sanat eleştirmenş Clement Greenberg, Bizans sanatıyla, diyelim Kübizm ve Soyut Dışavurumculuk arasında benzerlikler bulabiliyordu.
Oturdum sandalyeme, aldım bir kağıt bir kalem
Gözlerinden esinlenerek çizdim kübizm tarzı bir portre
Baktım resme,
Her bir ayrıntı da gözlerinin yansımasını gördüm
Kırılmış cam parçaları ve aralarında süzülen göz yaşlarını gördüm
Sarı ve kırmızı renginin karmaşıklığından, gözlerin hala bendeydi
Aldım resmi, birden fazla açıdan baktım
Her bir açıda gördüğüm anlam değişti fakat
Bir çift göz hep aynıydı
Senin gözlerin.
Anyela Öner
“İtalyan göçmenlerin oğlu olan Cândido Portinari (1903-62), São Paulo yakınlarındaki bir kahve plantasyonunda doğdu ve Rio de Janeiro ve Paris'te sanat eğitimi aldı. Birçok akranı gibi, Fransız Modernizminden etkilenmiş ve Kübizm ile siyasi amaçlı Brezilya Neo-Realizmini harmanlayan bir üslupla, Brezilya günlük yaşamından sahneler resmetmiştir.”
1001 Paintings Must See Before You Die s.697
“Cândido Portinari (1903-62), the son of Italian immigrants, was born on a coffee plantation near São Paulo and studied art in Rio de Janeiro and Paris. Like many of his peers, he was influenced by French Modernism and painted scenes from Brazilian daily life in a style blending Cubism and politically motivated Brazilian Neo-Realism.
María Blanchard, Kübizm'e katkıları ve biçimle dokuyu benzersiz bir şekilde ele alışıyla tanınmış İspanyol bir ressamdı. Juan Gris ve Diego Rivera'nın (aynı stüdyoyu paylaştılar) çağdaşı olan sanatçı, geometrik soyutlamayı cüretkâr renkler ile dışa vurumcu fırça işiyle harmanladı. Fiziksel engeller ve ekonomik sıkıntılarla mücadele etmesine rağmen Paris'in avangart çevrelerinde tanındı. Bu ortamlarda, kompozisyonlarına derinlik katmak için cam boncuk ve kum gibi materyallerle denemeler yaptı. İleride daha figüratif bir üsluba geçse de, Kübist yapıtları hâlâ akımın en yaratıcı eserleri arasındadır ve onu Kübizmin en iyi sanatçılarından biri sayan meslektaşları tarafından takdir kazanmıştır.Bu cömertçe donatılmış masa üstü, bir Paris kafesinin tipik unsurlarıyla doldurulmuştur: cam eşyalar, soda sifonu, Bénédictine likörü şişesi ve tablonun isminde de bahsedilen kibrit kutusu. María Blanchard'ın Kübist özgünlüğünü gösteren tablo; cüretkâr renkler, kalın impasto, küçük cam boncuk parçaları ve hem iri hem ince taneli kum taneleri eşliğinde çok çeşitli dokular içerir.Çok güzel, değil mi?