Çamların, zeytinlerin-o defne ve kocayemişler, naneler, devedikenleri, kar topları filan, adam yerine sayılmaz-bile bir çoğu, yapılara zarar vermesin diye önce diplerine kireç kuyusu açılarak, buna mukavemet edince bin senelik dallar yer yer budanarak, yine canını muhafaza eder de kurmazsa üç beş gün kötü kötü, düşman düşman bakılarak ve bir gece gövdesinde bir halat bağlanıp inim inim inletilerek, ne olursa olsun devrildi.
Böylece bir çok şeyler oldu. 
Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.
Bir tek bulutun, lekenin olmadığı yıldızlarla kaplı soluk yeşil gökyüzüne bakarsın, ılık havanın neden kıpırdamadığını, doğanın neden tetikte olduğunu ve kımıldamaktan çekindiğini anlarsın, çünkü doğa, yaşamın bir anı bile kaybetmekten korkmaktadır ve kaybedeceği o anı acımaktadır.
Evrim de olduğu gibi matematik yolunda da hızlı ilerlemeler ve ilerlemeyi sekteye uğratan aksilikler yaşandı. Eğer İskenderiye Kütüphanesi yanıp kül olmasaydı Antik Yunanların başarılarının daha erken ve daha etkin biçimde geliştirebilir ve böylelikle Ay’a ilk insanı Cardano, Newton ya da Pascal zamanında gönderebilirdik. O zaman şimdi hangi noktada olurduk kim bilir. Yirmi birinci yüzyıla geldiğimizde hangi gezegenleri Dünyalaştırmış ve kolonleştirmiş olurduk? Tıp nereye varmış olurdu? Karanlık çağlar yaşanmamış olsaydı, yaşlanmanın, ölmemenin yolunu bulmuş olurduk belki şimdiye kadar.