Çok zenginler, çok güzeller, çok cesurlar, türlü çeşit maceraya atılanlar, akıl küpleri,sefa pezevenkleri, depresif alkolikler, neşeli mirasyediler, tuhaf karakterler, renkli hayatlar cezbetmez beni. Pırıltısız, kıpırtısız,sakin, gösterişsiz, kimsenin izlemediği, fark etmediği, önemsemediği, öyle ya da böyle ilgilenmediği biri olmak isterim. Dikkat çekmek ruhumu sıkıştırır, huzursuzlaşırım.Birinin benimle ilgilendiğini yahut gözlendiğimi hissettiğim an heyecanlanır, altın dengemi bozar, olağan ritmimi aksatırım. Belki de durduk yerde olmadığım biri gibi davranmaya başlarım. Tüm düzenim, sükunetim altüst olur. Bunu göze alamam.
Edouard Louis, zengin-fakir sınıfsal ayrımını, zor ve çetrefilli bir ailede büyüyen kalbi kırık bir çocuk olarak o kadar güzel tanımlamış ve anlatmış ki .. Bir annenin ezilip değer verilmediğinde, o ailedeki çocukların çırpınışını, psikolojik dalgalanmalarını, o hayattan burjuva sınıfına yükselmeyi, ait olmaya çalışmayı, aslında ait olamayışı annesinin gözünden, bir kadının gözünden o kadar güzel tanımlamış ki .. Yazarın 1992 doğumlu olmasına ve genç olmasına bir o kadar fazla şaşırdım. Mükemmeldi tasvirleri .. Kocaman sarılıyorum sana Edouard !
..ki kendi yaşamını anlatıya dönüştürmek, tıpkı yıllar sonra benim için de geçerli olacağı üzere varlığının ağırlığına dayanabilmekte bulduğu en önemli yöntemdi..