Elli yaşındaydım. Elli yıl az bir ömür değil. Hele benimki gibi iyi yaşanmışsa... Fakat sanki yaşamımda çok istediğim halde tamamlayamadığım, sanki yarıda kalmış bir şey vardı. Garip olan da bunun ne olduğunu bilmememdi. Ne var ki, o yarıda kalmışlık duygusunu bütün ağırlığıyla yüreğimde hissediyordum. 'Keşke başka türlü yaşasaydım' dedim kendi kendime. Bilinçle söylenmiş sözler değildi bunlar. Öylesine dökülüvermişti ağzımdan.
"Milletimizin esir olması için artık demir zincirlere gerek yok. Zira, bir milletin eğitimindeki hevesi ve bilinci zedeleyen, yabancı 'aydınlatma' yumağının yumuşak iplikleri de aynı görevi görüyor."