Elli yaşındaydım. Elli yıl az bir ömür değil. Hele benimki gibi iyi yaşanmışsa... Fakat sanki yaşamımda çok istediğim halde tamamlayamadığım, sanki yarıda kalmış bir şey vardı. Garip olan da bunun ne olduğunu bilmememdi. Ne var ki, o yarıda kalmışlık duygusunu bütün ağırlığıyla yüreğimde hissediyordum. 'Keşke başka türlü yaşasaydım' dedim kendi kendime. Bilinçle söylenmiş sözler değildi bunlar. Öylesine dökülüvermişti ağzımdan.
"Milletimizin esir olması için artık demir zincirlere gerek yok. Zira, bir milletin eğitimindeki hevesi ve bilinci zedeleyen, yabancı 'aydınlatma' yumağının yumuşak iplikleri de aynı görevi görüyor."
"Her çocuğun içinde,
sevgi ile doldurulmayı bekleyen bir 'duygu deposu' vardır. Bir çocuk
gerçekten sevildiğini hissederse, normal olarak gelişecektir. Fakat sevgi
deposu boş olduğu zaman, çocuk yanlış davranışlarda bulunacaktır.
Çocukların yaramazlıklarının çoğuna boş bir "sevgi deposu "nün özlemleri
yol açar."