Tatilimiz hüzünlü geçmedi, burası çok güzel. güzel şeyler asla büsbütün hüzünlü olmazlar. beni "şeylerin güzelliği içinde" bıraktın, şairin dediği gibi. Ayakta kalmayı başarmalıyım.
Dünya... salt var oluşuyla tezahür etmez. tezahürü bu dünyanın çok özel bölümlerinde meydana gelen çok özel şeylere bağlıdır, yani bir beyinde gerçekleşen belirli olaylara. son derece acayip bir imadır bu.
erwin schrödinger
H. C. Andersen'i bilge bir adam olarak gördüğümü hatırlıyorum. Kral, sırlarını bir kuyuya anlatıyordu ve sırları sır olarak kalıyordu. sır ya da öykü anlatan bir adam, kendisini kimin dinlediğini ya da okuduğunu hep göz önünde bulundurmalıdır. çünkü bir öykü, okurlarının sayısı kadar değişkendir. herkes öyküden istediğini ya da alabildiğini alır, böylece öyküyü kendi doğrultusunda biçimlendirir. kimileri belli bölümleri seçip geri kalanı reddeder, kimileri öyküyü kendi ön yargı ağından geçirir, kimileri öyküye kendi zevklerinden oluşan bir perde çeker. bir öykünün okurla en azından birkaç temas noktası bulunmalıdır ki okur onun içindeyken kendini evinde hissetsin. okur, mucizeleri ancak o zaman kabullenebilir.