Behcet Ebû Garbiyye...
Belki bir gün... Yazdıkları gelecek nesillerden birilerini tutuşturacak ve bağrı yanık nesiller tüm ümmeti uyandırarak Kudüs'ün fethine koşacaktı.
Sayfa 244·Kitabı okuyor
Kudüs
Kavis görmek Taha'nın gözünde yeni bir gelenek mi Yoksa bu yaz güneş yanıp duran bir kelebek mi Kalbimiz ezilen bir çiçek mi bir böcek mi Yoksa yeni gök giysileri örülen yepyeni bir ipek mi Büyük kan dolaşımında bir bozukluk mu Küçük kan dolaşımında kırılan bir zemberek mi Kış mı karakış mı kan karıncalanması mı karında Yeni bir çocuk mu İstanbul sularında Bir boğa böğürtüsü mü horozlarda Ne çok kıravat asılı kasaplarda Bütün bunlar yokmuş gibi hesapta Kavis görmek Taha'nın gözünde sürecek mi Getir bir esinti ey yel peygamberlerden Kentlere doğru altın gibi akan çöllerden Hurma gölgesinde su düşleri gören Karnında kent taşıyan develerden Ben bir deve gördüm Basra'yı köpük köpük saçıyordu ağzından Bir deve de Bağdat'ı lokma lokma yutan Bir hörgücünde Şam bir hörgücünde kızıl bir akşam Kudüs'ü Mekke'ye taşıyacak bir deve bulsam Dicle' de suvarsam onu Fırat'ta yıkasam Kızılırmak toprağından kına sürsem saçlarına Sakarya'yı zincir gibi şıkırdatsam Bardak bardak sunsam Porsuk'u kevser gibi Refref gibi uçuracak zemzem sunsam
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sultan II. Abdülhamid in Dünya Siyonist Cemiyeti nin kurucusu Theodor Herzl'i "Ben bir karış dahi olsa toprak satmam zira bu vatan bana değil, milletime aittir" diyerek reddetmesi tarihe geçen güçlü bir duruştur ancak ne yazık ki ne kirli planların bertaraf edilmesine ne de Osmanlı'nın sonunu getiren olayların hızlanmasına engel olabilmiştir. Burada önemli bir nokta Abdülhamid’in verdiği tarihi yanıtın bizzat Herzl'in anılarında da yer bulması. Herzl anılarında ahlaksız teklifi için aracılık yaptırdığı Newlinsky'ye Sultan Abdülhamid'in söylediklerini aynen şöyle nakleder: "Mösyö Herzl, sizin arkadaşınız olduğuna göre benim de dostum demektir, kendisine bu meselede artık hiçbir teşebbüste bulunmamasını öğütleyiniz. Benim bir karış toprak vermem söz konusu olmaz. Zira istenen o toprak bana ait değildir. O, milletime aittir. Bu devleti kuran ve kanıyla besleyen milletime... Herhangi birine vermek veya bizden koparılmasına razı olmaktansa yeniden kanımızla yıkamayı tercih ederiz. Benim, Suriye ve Filistin'den gelen iki alayım Plevne'de son neferlerine kadar şehit oldular... Türk imparatorluk toprakları bana ait değil, Türk milletine aittir. Bu imparatorluğun hiçbir parçasını hiç kimseye veremem. Yahudiler şimdilik milyarlarını biriktirsinler. Kim bilir, bir gün ödemeden elde edebilirler. Fakat ancak kadavramız paylaşılır, canlı vücuttan parça kopartılmasına müsaade edemem." Theodor Herzl, Hatıralar (çev. Ergun Göze), Boğaziçi Yayınları, İstanbul,
Sayfa 257 - Yeditepe
Alıntı
Birinci Haçlı seferi
Kudüs bu dönemde çok büyük katliamlar görüyor. Ayasofya’nın Gizli Tarihi kitabımızda detaylarına değinmiştik. Haçlılardan Raymond D'Agilers vahşeti şöyle aktarmıştır: "Kentin sokakları, kesilmiş kafalar, eller ve ayaklarla doluydu. Öyle ki yolda takılıp düşmeden yürümek zor hale gelmişti. Ama tüm bunlar Süleyman Tapınağı'nda yapılanların yanında hafif kalıyordu. Orada ne mi oldu? Eğer size gerçekleri söylesem, bana inanmakta zorlanabilirsiniz. En azından şunu söyleyeyim ki, Süleyman Tapınağı’nda akan kanların yüksekliği, adamlarımızın dizlerinin boyunu aşıyordu…”
Sayfa 250 - Yeditepe
Alıntı
Şehrin ilk adının kaynaklarda Ur-uSalem olarak yer alması şehrin adlandırılmasının da eskiliğini gösterir. Ur daha çok sehir anlamını belirtirken Salem hem Şalom hem Selam kelimeleri ile aynı kökenden gelir ve barış anlamının yanında Tanrı sözcüğüyle de etimolojik olarak bağlıdır. Yani Kudüs Tanrı’nın şehridir. Kelime anlamı "barış şehri" olan Kudüs ne yazık ki tarih boyunca Osmanlı dönemi hariç barış içinde yaşanan bir şehir olamamıştır.
Sayfa 231 - Yeditepe
Alıntı
Osmanlidan sonra Orta Doğu'da karmaşa bitmedi. Filistinli kadınların Osmanlı askerlerinin yollarına çıktığı, gitmelerini istemedikleri ve yiyecek ikram ettikleri söylenir. Bir Mehmetçiğin günlüğünde şöyle yazar: "Müfreze tam bir sürat ve mükemmeliyetle toplanıp yola düzülmüştü. Filistin'in kahraman anaları Zedud köyünden geçen yolun iki tarafına dizilmiş, ellerinde bakır bakraçlarla askerlerimize su, süt ve yoğurt ikram ediyordu. Bu fakir Arap köyünün asil evlatları, anavatan uğruna kurban giden Türk çocuklarına yaprakları üzerinde taze koparılmış portakallar ikram ettiler. Ve müfreze köyden ayrılırken ateşten bir mahfaza içinde saklanmış inciler gibi gözüken beyaz dişlere ve derinliklerinde zekâ kaynayan güzel koyu siyah gözlere sahip cevval Arap kadınları eski bir geleneğe uyarak arkamızdan bağırıyordu: Geriye dönmeyin, bizi düşmana çiğnetmeyin. Ve sonu gelmeyen zılgıtlar.."
Yeditepe
Alıntı