Gerçi hayat bana öğretmişti; kul kurar, felek gülerdi. Her il­meğini planlayarak ördüğünüzü sandığınız atkı, gün gelir boy­nunuza dolanıverirdi.
Sayfa 146 - e kitap·Kitabı okuyor
Edebiyat
Bunlar dünün odaları,ışığın loş olduğu, masanın üstündeki kül tablasındaki kelebeğin de ölü olduğu öğle sonrası odaları.Bize orada toz kaldırmamak için temkinli yürümemizi, zamanları karıştırmamak için kapıyı iyice kapatmamızı tembihler.
Sayfa 183·Kitabı okudu
Reklam
İnsanın; Allah’ın zatına seçilmeye yolculuk yapması başkadır, Allah’ın zatına seçilmesi başkadır. Allah’ın zatına seçilmek saf ikramdır. Nasıl ki Allah’ın bizi yaratması onun ikramıysa kulunu zatına seçmesi, geldiği yere alması da onun saf ikramıdır. Yoksa kul kendisi çalışmakla oraya çıkamaz. Şimdi biri arşa çıksa sonra da “ben arşa çıktım” dese ayıp olmaz mı! Sen elini kuşların kanat çırpması gibi çırptın diye kendin mi arşa çıktığını sanıyorsun! Sen arşa çıkmadın, o seni arşa aldı. Senin bunu bilmen lazım. Evet, seni o aldı; ama sana da “kanat çırp” diye emretmişti, sen sadece Allah’ın bu emrini yerine getirip çabanı, gayretini sarf ettin, duanı yaptın. Bütün gücün ancak bu kadardır. Allah da duanı kabul etti ve seni arşa aldı. Yoksa biraz kanat çırptın diye sen arşa çıkmış olmuyorsun. Evet, kulunu zatına seçmek Allah’ın ikramıdır; ama bilmemiz lazım ki Allah sadece kanat çırpmaya çalışanları; yani kendisini tercih edenleri ve bunun için gereken çabayı, gayreti sarf edenleri zatına seçer, yalnızca onlara bu ikramı yapar.
Sayfa 400·Kitabı okuyor
Peki, insan bu yolu tek başına yürüyebilir mi? Tabi ki yürüyemez. Yürüyebilmesi için bir yol göstericiye ihtiyacı vardır. Bizim şahid olduğumuz odur ki insanın bütünüyle Allah için olduğuna iman ederek hayatını yaşaması ve bunun sonucunda Allah’ın ona tecelli etmesi kulun kendi çabasıyla, gayretiyle aldığı bir nimet değildir, tamamen Allah’ın ikramıdır. Kul da zaten bu hâle gelince çalışmakla onu kazanmadığını ve onun kendisine Allah tarafından saf ikram olarak geldiğini görür, anlar. Kul bir tek çaba, gayret sarf etmiş, Allah’ın kendisine verdiği sermayeyi kullanmaya çalışmış, bunu yaparken de gönlünden rabbine dönmüş, rabbini tercih etmiş ve “senin için her şeyi yaparım, sana kurban olurum ya rabbi” demiştir. Aslında bunu söylerken “beni kurban et ya rabbi! Ben sana kurban olmak istiyorum. Bana ait bir şey olmasını istemiyorum, yalnızca sana ait olmak istiyorum” yani “illa lillah, ben senin içinim ya rabbi” demiştir. Allah da bunu kabul etmiştir. Kabul edince ne olur? -Allah âyet-i kerimede “senin rabbin dilediğini yaratır ve (zatına) seçer”422 Allah dilediğini, dileyeni zatına seçer, buyurur. Allah, kulun “ben senin içinim ya rabbi” demesini kabul edince onu zatına seçer ve ona tecellisini ikram eder. Sonuç olarak kul bu nimeti çalışmakla kazanamaz, çabasına, duasına karşılık Allah’tan bir ikram olarak onu alır.
Birinin hayatı, ölümü, salâtı, kulluğu, ibadetleri, kurbanı Allah için olursa Allah da onun için olur; yani Allah ona tecelli eder. Böylelikle tevhid oluşur. İşte, bu kul gerçek manada “lâ ilahe illallah” diyen kuldur. Her “lâ ilahe illallah” deyişinde hem diliyle, hem gönlüyle, hem hâliyle, hem tavrıyla kısacası her zerresiyle “lâ ilahe illallah” der. Tabi, dediğim gibi bunun için bir yol yürümek gerekir. Yolu yürümeden böyle bir şeyin olmasını beklemek insanın sadece hayal kurması olur. Evet, Allah için olmamız lazım, dedik. Bize düşen; Allah için olalım diye çabamızı sarf etmektir. Biz de hep beraber yolu yürümeye çalışalım ve çabamızı, gayretimizi sarf edip ahireti dünyaya, rabbimizi de kendi nefsimize tercih edelim. Öyle ki nefsimizdeki karanlık yok olsun. O yok olunca, Allah’ın güzelliği beraberinde tecelli eder inşallah.
Sayfa 399·Kitabı okuyor
Kul, Allah için olduğuna iman ettiğinde artık bir yol yürümeli; yani hayat yolunda imtihanlara tabi tutulurken Allah’a ait olduğunu ve ondan gelip ona döndüğünü kendi üzerinden ispatlamalıdır. Bu yüzden Allah onu imtihanlara tabi tutup Allah için olduğunu ispatlama imkânını ona verir. Kul bu imtihanları kazanınca ne olur? Allah hadis-i kutside “kulum kendisine farz kıldıklarımla bana en güzel şekilde yaklaşır. Diğerleriyle yaklaşmaya devam eder. O bana yaklaştıkça beni sever, ben de onu severim. Ben bir kulumu sevince o kulum benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benimle yürür, benimle diler, benimle sever, artık onun her şeyi benimledir”421 buyurur. Kul, Allah için olduğunu kendi üzerinden ispatladığında artık Allah ile beraber olur. Sadece böyle olanlar Allah’a ait kuldur ve “ben Allah içinim” deyince doğru söylemiştir. Bir de bu hadis-i kutsiden anlıyoruz ki kul “ben Allah içinim” deyip yaşantısıyla da Allah’a ait olunca Allah ona tecelli eder ve onu kabul eder; çünkü o, hayatını yaşarken devamlı “hayatım ve ölümüm sana kurbandır ya rabbi” demiştir.
Sayfa 398·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam