(...) zaman denen şey bir yanılsamadır. Geçmişin, saatlerin ve günlerin ve haftaların ve on yılların kül kadar ağırlığı vardır; gelecek zamansa, isterse sonsuza dek sürsün, daima saniye saniye yaşanır.
Özüm pervasızlanınca
hem neyzenim hem ney'im
Bugün senin evinde yalnızca seninleyim
Ne gezgin ne bezirgân, bir kul olarak geldim
Rahman olan adına aşk ile zincirlendim.
onu kül edeni hiçbir zaman soramamıştım ama kül olduğunu biliyordum hiçbir zaman küllerinden yanacağını da düşünmemiştim onu kül olduğuyla kabullenmiştim o ise ben yanarken söndürmek için elinden geleni yapmıştı
Sûfîlere göre tefekkür, kula günahlarını ve sevaplarını gösteren, iyi ve kötü yönlerini ortaya çıkaran bir aynadır. Sûfî, her gün bu aynanın karşısına geçip kendine bakmalı, ulaştığı farkındalıkla kötülükten iyiliğe, günahtan sevaba, gafletten uyanıklığa doğru yol almalıdır. Çünkü insan, içinde bulunduğu hali fark etmeden kendini ıslah edemez. Bu bakımdan tefekkür, insanın kalbini aydınlatan bir muhasebe kapısıdır. Kul, tefekkür sayesinde nefsinin kusurlarını fark ederek Rabbine karşı sorumluluğunu hatırlar ve hayatını yeniden düzene koyma imkânı bulur. Bu yüzden sûfîlere göre kalp tefekkürle diri kalır. Tefekkür terk edildiğinde kalbi gaflet kaplar. Sûfîler, tefekküre yönelmeyi kalbin diriliğinin şartlarından biri saymışlardır ki “Bir saatlik tefekkür, (gafletle yapılan) bir senelik ibadetten daha hayırlıdır.” sözünü de bu minvalde anlamak gerekir.