Proust'un Okuma Üzerine isimli risalesinin iki bölümden oluştuğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki, Proust risalesinin ilk bölümünde kendi çocukluğuna dönerek okuma edimine ilişkin çağrışımlara işaret etmiş. Çocukluğunda hangi mekânlarda okuduğunu, çevresindeki insanların ve eşyaların bu okuma ediminde anımsattığı duyguları ve düşünceleri dile getirmiş. Kendi için çok önemli addettiği okuma pratiğinin, çevresinde bulunan insanlar tarafından nasıl anlaşılamadığını ve neredeyse hiç yere rahatsız edildiğini hayıflanarak olmasa da dile getirme gereği duymuş. Proust'un bu bölümde dile getirdiği duygu ve düşüncelerini özetleyen belki de şu aşağıdaki paragraftır:
"Bize yaşanmamış gibi gelen çocukluk yıllarımızda çok sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz günler kadar dolu dolu yaşanmış başka zaman belki yoktur."
Proust çocukluğunda okuma pratiğine ilişkin duygu ve düşüncelerinden sonra yetişkin bir birey olarak okuma pratiğine ilişkin düşündüklerini ifade ettiği bölüme şu tümceyle başlar: " Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir." Proust Descartes'tan yaptığı bu alıntıdan sonra kitap ile dostu karşılaştırır ve kitap vasıtasıyla geçmişte yaşamış büyük insanlarla görüşme ayrıcalığı elde edebileceğimizi vurgulayarak kitap mı dost mu sorusunun yanıtını kitaptan yana kullanır. Kitaplar aracılığıyla bilge insanlarla konuşma fırsatı elde ederken günlük yaşamımızda karşılaştığımız kanlı canlı insanlarla bu fırsatı yakalayamadığımızı imler. Bu düşüncesini şu sözleriyle destekler:
"...okuma insanların en bilgesiyle bile olsa, bir konuşmaya indirgenemez; bir kitapta bir dost arasındaki asıl farklılık bilgeliklerinin büyüklüğündeki farklılık değil, onlarla iletişim kurma biçimidir; okuma konuşmanın tersine,
Bu uygulamada takip ettiğim kişilerin paylaşımlarını neden göremediğimizi gerçekten anlamıyorum. Göremeyeceksek neden takip ediyoruz. Ne saçma bir uygulama haline geldi bu 1000kitap 1000Kitap