kendime öyle düşman ve yabancı yetiştirilmişim ki yaş 28 beni halen anlamadılar. ben de anlatamadım nitekim ben de anlamıyorum. anlamakta istemiyorum kendimi. kendini feda etmek büyük erdem kendin için bir şey istemek ise ayıplanacak bir şey. ben halen bir şey isterken diğerleri ne düşünür diye düşünüp vazgeçiyorum. yaş otuz beş ömrün yarısı diyen de yanıldı. yaş yirmi sekiz ömür dediğin nedir ki; nerede başlar nerede biter meçhul. ben ne zaman başlayacağım yaşamaya. ne zaman insanlar bencil olmayı ve tahakküm kurmayı bırakacaklar hayatımda. günaha girmeyi istemem lakin gerçekten bazen merak ediyorum ben ne için varım ne için bu varlığı devam ettirmek zorundayım. ne için tahammül edeceğim. hayatta hiç bir şeye karşı istek duyamaz oldum. bazı günler sigara içmek için uyanıyorum. diğer şeyleri mecburen yapıyorum. Bir rastlantı bekliyorum bir işaret bir kurtarıcı ama gelen giden yok. bana isteksiz olmayı erdem olarak öğretenler bugün iğneleyici laflar ettiklerinin farkına bile varmadan yaşıtlarımın başarılarına methiyeler düzüyorlar. neden öfkelendim. neden delirdim ben. neden sayıp sövdüm. neden sövmeyecekmişim. beni kendilerine oyuncak bilip sadakatimi zayıflık olarak görmekten ar etmeyen bu insancıklara ben ne diye saygı ve ihtimam göstereyim. neye sabır ettiğimi bile bilmeden beni kıyasa sokan dahası bana namussuz bir insan muamelesi yapan bu insanlar. onlar için harcadım 28 yıl. ne yaptık sana diyorlar. sahi bana ne yaptınız. benim emeğimin ekmeğini yiyenler benim icraatlerim ile faaliyet yürütenler hakkım olan ve tek kuruş para etmeyen unvanımı da bir başkasının gönlünü hoş etmek için vermekten geri durmuyorlar. ben artık yoruldum. kimseye borcum yok alacağımdan da caydım. bu hesabı kapatalım artık.
BEN ÇOK HAYATLAR YAŞADIM
Ben çok hayatlar yaşadım Hiçbiriniz yoktunuz Kim olarak vuruldum Ve cesedimi gömdünüz Sonra deniz kıyısında Bir ovada obrukta Bir düşün son ucunda Düşündüm sonucunda Ve ki birden bulunca Durup soluklanınca Çok vazgeçişler gördüm O gecelerde öldüm Kesti sesimi kör gözüm Ben çok hayatlar yaşadım Ah ne acılar sırtladım Kamburu çıkan sırtlana Bir ormanda rastladım Yasla aslını ağaca Ne sopa ne de kanca Yenilmiştim kanımca Ağladım ağladıkça Sesimde çıkmadıkça Sırtlan yanıma geldi Etlerimi dişledi Kemiklerimi kemirdi Bırakmadı beni bana Ben de yitip giderek Gittikçe tükenerek Onu koynumda yaşatıp Urganını taşırım
Şiir
Reklam
Para ile neleri kaybetmedik ki
Adamdan o kadar yiyecek aldın beş kuruş vermedin,ne biçim adamsın sen? O'na paylaşmanın varlığını başkasi ile bölüşme mutlulugunu verdim.
S:253
Genelde pazar günleri Atatürk Caddesi'ndeki sağlı sollu kaldırımların üzerlerinde okunmuş kitapların dergilerin satıldığı sergiler açılırdı. Kitap meraklısı bir dedenin, bir babanın vefatından sonra "Evde kalabalık ediyor." gerekçesi ile torun veya oğul tarafından yok pahasına elden çıkarılan değerli kitaplar, bu şekilde ya yok olup gittiler veya kıymet bilirlerce alınıp değerlendirildiler. O zamanlar pek çok okuma meraklısı bu sergilerden yarı fiyatına aldıkları kitaplarla hem bilgi deryasına dalarlar, hem de kütüphanelerini zenginleştirirlerdi. Tan Sineması ile Yalçın Sineması'nın yakınlarına kurulan ikinci el kitap sergilerinde ise, genelde çocuklara, gençlere yönelik kitaplar, dergiler satılırdı. Bunlar, genellikle resimli Tarkan dergileri, Teksas, Tommiks, Cingöz Recai mecmuaları ile kısa öykü ve masal kitaplarının ağırlıkta oldukları sergilerdi. Ayrıca bu sergilerde beş kuruş ücret karşılığında, kitaplar, dergiler de kiraya verilirdi. Kitabı kiralayan çocuk, oracıktaki bir duvarın dibine çömelir, kendine doğru eğilmiş bir dalın meyvesini yer gibi kitabı öylesine iştiha okurdu. Günümüzde ise ne "kitap çerçicileri" ne de ikinci el kitap satıcılarını sokaklarda görmek mümkün. Bu işi şehrimizde birkaç sahaf yürütmeye çalışıyor. Bununla birlikte zaman zaman caddelerde rast geldiğimiz, "korsan" tabir edilen kitap satıcıları ise eski kitap sergilerini hatırlatmaya devam ediyor. Bir Şehrin Beş Hali Kadir Üredi
Kitap Alıntısı
Bana insanı özetle deseler; "İki kuruş için her şeyi harcayıp, iki karış yere gömülendir." derim.
Duygu ve Düşünce
S:129
Çocuklar... Benzi sarı, boynu bükük, saçları kırpılmış çocuklar... İkinci Dünya Savaşı yıllarında karneyle alınan çeyrek ekmekle (iki dilim kadar) yirmi dört saat idare etmek için yarı aç, yarı tok büyüme uğraşı veren çocuklar... Devamlı azarlanan, kafası hurafe bilgilerle doldurulan, yanlışında yönlendirilmeyen, doğru yaptığında cesaret-lendirilmeyen, sevgiden, şefkatten yoksun çocuklar... Aile bütçesine on beş yirmi kuruş katkıda bulunmak için yemenici, kunduracı, kalaycı, berber, terzi, bıçakçı dükkânlarına çırak verilen, biraz güçlü olanlarına amelelik yaptırılan çocuklar... Çaputtan bebesi, "kavluk"tan (keçi ve koyunların idrar torbası) topu, bilye alamadıkları için "kıstirik"le (çocukların kendilerinin çamurdan yaptıkları bilye) mil oynayan çocuklar... Ki onlar, günümüzün son kuşağı yaşlı insanlar... Benim de mensubu bulunduğum, çocukluğu 1930'lu, 1940'lı yıllarda geçen bu kuşak, yokluk ve sıkıntı yıllarında gösterdikleri tahammül ve uyguladıkları tasarrufla bugünkü nisbî refahın temelini atmıştır. Bir Şehrin Beş Hali Kadir Üredi
Reklam
Reklam