Puan vermedi·96 syf.··
2026 251. kitabı
Gabriel García Márquez, büyülü gerçekçiliğin o efsanevi pusunu bu kez ömrün son düzlüğüne, yaşlılığın ve yalnızlığın o çıplak gerçekliğine doğru üflüyor. Kolombiyalı ustanın bu kısa ama sarsıcı son romanı, hayatı boyunca hiçbir kadınla karşılığını ödemeden, yani gerçekten aşık olmadan birlikte olmamış, taşra gazetesinde köşe yazarlığı yapan 90 yaşındaki bir gazetecinin sıra dışı doğum günü kutlamasını konu alıyor. Kendi deyimiyle "çirkin, utangaç ve çağ dışı" olan bu yaşlı adam, doksanıncı yaş gününde kendine bakire bir genç kızla geçireceği bir gece hediye etmek ister. Ancak genelev işleten eski bir tanıdığının aracılığıyla bulduğu o genç kızın (Delgadina) yatağında uyuya kalışını, onun masumiyetini ve nefes alışını izlerken, hayatı boyunca hiç tatmadığı o devasa, yıkıcı ve iyileştirici duyguyla—yani gerçek aşkla—ilk kez tanışır. Karşılığında tek kuruş ödemediği bu platonik ve sessiz aşk, yaşlı adamın ölümü bekleyen zihnini ve bedenini adeta yeniden canlandırır, ona ömrünün son demlerinde muazzam bir yaşama sevinci aşılar. Márquez, cinselliğin ve yaşlılığın tabularını altüst ederken, tabuların çok ötesinde varoluşsal bir yalnızlık komplosunu deşifre ediyor. Zamanın akışını, yaşlanmanın getirdiği o kaçınılmaz eksilmeyi ve ölümün gölgesini, her zamanki o lirik, büyüleyici ve zarif üslubuyla yumuşatıyor. *Benim Hüzünlü Orospularım*; adının kışkırtıcı duruşunun arkasında, aslında zamana karşı direnen en naif insani arzuyu saklayan; aşkın yaşının olmadığını değil, aşkın insanı ne zaman yakalarsa yakalasın onu yeniden doğuracak bir mucize olduğunu fısıldayan hüzünlü ve sarsıcı bir veda şarkısıdır.
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma
Fakir ama gururlu...
8/10
·195 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 22:28
Hani bizim kültürümüzde çok bilindik bir tabir vardır ya: "Fakir ama gururlu..." İşte bu kitabı okurken, tam olarak öyle bir karakterin hayatını izliyoruz aslında. Cebinde tek bir kuruşu bile yokken sokakta bulduğu parayı başkasına verebilecek kadar asil, en değerli eşyalarını rehin bırakırken bile o dik duruşundan, karakterinden asla ödün vermeyen bir roman kahramanı var karşımızda. "Kahramanımızın adı ne?" derseniz, söyleyemiyorum; çünkü kitap boyunca adı hiç geçmiyor. Sadece bir bölümde, o da mecbur kaldığı için uydurma bir isim kullanıyor, o kadar. Karakterimizin öyle ilginç psikolojik gelgitleri var ki... Bazı zamanlar cebindeki üç beş kuruş parayı ya da midesine giren tek lokma yemeği hem cebine hem de bedenine resmen yük olarak görüyor. Para bulduğu veya karnını doyurduğu anlarda Tanrı'ya şükrederken, sadece birkaç saat sonra aynı Tanrı'ya isyan edebiliyor. Dini anlamda pek bir tutarlılığı yok anlayacağınız; hatta dine oldukça uzak olduğunu bile söyleyebiliriz. Zaten romanda daha önce gittiği yerlere defalarca uğrarken, bir rahibin yanına sadece tek bir kez gidiyor; onda da rahibi yerinde bulamayınca arkasını dönüp gidiyor ve bir daha asla oraya adımını atmıyor. Sayfaları çevirirken aç bir insanın psikolojisini, o anlık duygu değişimlerini, gururla çökmüşlük arasındaki o ince çizgiyi sonuna kadar, iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Dört bölümden oluşan bu eserde, alışılagelmiş o klasik giriş, gelişme ve sonuç bölümleri yok bana göre. Biz sadece, 1890'lı yılların Norveç'inde, hayatın kendi akışı içinde açlıkla boğuşan bir insanın, normalde görmediğimiz, bilmediğimiz sokaklarda ve köhne mekanlarda hayatta kalma mücadelesini okuyoruz.
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
fiziken öldürmedi belki ama ruhen öldürmüş
2/10
·88 syf.··
2026 43. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:28
Ailesiyle ilgilenmeyen, karısına beş kuruş para vermeyen, çocukların başını bir kere okşamayan bir baba. Başka insanlara iyilik meleği ama evdekilere düşman. El iyisi bir baba. Alkolik. Belki fiziksel şiddet uygulamıyor ama psikolojik şiddet uyguluyor. Doktor bir baba. Yeri geliyor parası olmayan hastayı tedavi ediyor, herkese iyilik yapıyor. Eve gelince evin ihtiyacı için bir kuruş ödemiyor. Baba bir de hasta. Ya madem ölmek üzersin sen de biliyorsun bunu neden güzel davranmıyorsun ailene? Okumak dayanılmazdı bence. Kadına ve çocuklara üzüldüm. Belli ki kadının boşanacak ekonomik durumu veya arkasında ailesi yoktu. 50. sayfadan sonraki okumak daha bir çekilmez oldu. Gerçek bir hikaye olması çok üzücü. Ve tüm bunlardan yazar babasından hâlâ güzel bahsediyor.
Edebiyat
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim BabamJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
Etini ve kemiğini sözcüklerle besleyen bir yazar..
9/10
·160 syf.··
2026 48. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 17:52
Betimlemelerin ahenkle dans ettiği muhteşem akıcılıkta bir kitaptı. Kitapta etini ve kemiğini sözcüklerle besleyen bir yazardan bahsediyor desem hiç de yanlış olmaz. Çünkü günlerce açlığı sefaleti yaşayan bir yazarın dilenciliği reddedip hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor.Günlerce bir makale yazıp üç kuruş kazanmak için sürekki didiniyor. Yazmak onun için karın doyurmak değil, var olduğunu kanıtlama çabası...Açlıktan kıvranırken bile beyninde kelimeler uçuşuyor yeni alfabeler üretmeye çalışıyor. Yazı, onun hem kurtarıcısı hem de malesef onu bu sefalete mahkûm eden sancılı hapsidir.Okudukça açlığa teslim olmayan bir ruhun, kendi yarattığı hapishanede attığı sessiz bir çığlığa sayfalarda mükemmel bir akıcılıkta şahit olabilirsiniz. Dilsiz bir kahkaha nasıl olurda, açlığın sessiz çığlığı da öyleydi. Gururu hep aç kalmaya sefaleti yaşamaya her sayfada daha da çok itti. Onun vareden sadece yazılarıydı fakat yetmedi. Yazılardam kazandığı üç beş kuruşla yetinemeyip yeleğini sattı yazmaya devam etti ancak asla dilenmedi. Açlık sadece bedenini değil ruh yapısını etkiledi sürekli halisyonlar görmeye başladı. Kitap gerçekten mükemmeldi ancak bir puanı kırdım sebebi de en sonunda gemiye sığınıp ateşci olarak çalışıyor ama buradan sonrası ne olduğu bilinmiyor. Kitabın betimlemeleri ayakta alkışlanır ve unutulmaz bir tad olarak kaldı bende. Kitaplarınızın ve huzurumuzun bol olması dileğiyle keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:29
Atatürk ile ilgili kitapların kütüphanemde azlığı dikkatimi çekti bu kitabı okuduktan sonra. Atatürk ‘ün fikirlerini oluştururken kimlerden feyz ve esin aldığını bilmek istediğim için kitabı okudum. Tevfik Fikret’ten başlayalım. Çok önemli bir münevver olan Tevfik Fikret Atatürk ‘e batılılaşma noktasında esin kaynağı olmuştur diyebiliriz. Bir şiirinde Tevfik Fikret : Yüklen ne varsa getir bir parça meskenetfiken, ruhu ve idraki besleyen dizelerini söylemiş ,çağının çok ötesinde bir şairdir ve Atatürk'e ilham olmuştur.Kitapta Namık Kemal’in de Musafa Kemal’I etkileyen diğer bir vatan şairi olduğundan bahsediyor fakat bir farkla diyor : Mustafa Kemal Namık Kemal kadar romantik değildi fakat vatan, hürriyet konularında kendisini takip ederdi.Namık Kemal’in : Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yoğ imiş kurtaracak bahtı kara maderini dizelerine Atatürk ‘ten olumlu yanıt gelmiştir. Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, vardır kurtaracak bahtı kara maderini. Atatürk hepimizin bildiği gibi eğitime son derece önem veren bir liderdi ve özellikle okul yıllarındaki tarih öğretemeninden bahsetmiştir kitapta yazılana göre. Tarih bilmeden günü , geleceği yorumlamak mümkün olamayacağından tarihe fazlaca önem vermiştir. Fransız Devriminden esinlenmiş ve Fransız Filozof JJ. Rousseau etkilendiği ve esinlendiği bir diğer kişidir. Ziya Gökalp de etkilendiği bir başka aydındır aralarında nüans açısından bazı belirgin durumlar olsa da Ziya Gökalp Atatürk’ün zihninde yer etmiştir. İncelememi Atatürk’ün bir sözü ile bitirmek istiyorum: Çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım. Bu sözle Atatürk ‘ün donanımı, bilgisi ve bilgi açlığı kendisine bir kere daha hayran olmamı sağlamıştır.
Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, KitaplarŞerafettin Turan · Türk Tarih Kurumu Yayınları   · 2018503 okunma
10/10
·158 syf.··
2024 98. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2024 02:59
‎​Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat döneminin en üretken kalemlerinden biri olarak, Felsefe-i Zenan ile yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmaz; o dönemin toplumsal yapısını, kadın-erkek ilişkilerini ve "mutluluk" kavramını derinden sorgulayan bir felsefi zemin inşa eder. Akile, Fazıla ve Zekiye gibi karakterler üzerinden kurgulanan bu eser, geleneksel aile yapısının ve kadınlara biçilen "fedakârlık" rolünün bir eleştirisi niteliğindedir. ‎ ‎​Eserdeki "Fakat her şeyin cahili olmaktansa o şey hakkında bilgi sahibi olmak yeğ değil midir?" sorusu, aslında Ahmet Mithat Efendi'nin okuruna ve toplumuna verdiği ana mesajdır. Yazar, cehaletin koruyucu bir kalkan değil, aksine bir hapishane olduğunu vurgular. Özgürleşmenin ilk adımı, insanın içinde bulunduğu durumu tüm çıplaklığıyla analiz edebilmesidir. ‎ ‎​Toplumsal dayatmaların ötesine geçebilmek, karakterlerin kendi özgür iradelerini keşfetmeleriyle mümkündür. Yazar, aşkı idealize edilen bir masal olmaktan çıkarıp rasyonel bir zemine oturtur: ‎​"Hiçbir aşk yoktur ki masallarda denildiği gibi görür görmez kalbinin derinliklerinden ve can-ı gönülden kopuşup da gelmiş olsun." ‎​Bu cümle, duyguların da bir akıl süzgecinden geçirilmesi gerektiğini savunur. Akile, Fazıla ve Zekiye’nin yaşadıkları, birer duygu tutsaklığından ziyade, kendi zihinlerini özgürlük aşkıyla doldurma çabasıdır. Nitekim karakterin ifadesiyle: "Ben zihnimi, esaretin her yönünü uzun uzadıya ölçüp tarttıktan sonra özgürlük aşkıyla doldurdum." Bu ifade, esaretin sadece fiziksel değil, zihinsel bir tercih veya bir kabulleniş olduğunu gösterir. ​Kitabın belki de en vurucu eleştirisi, insanın sahte mutluluklar peşinde koşarak kendi özgürlüğünü nasıl sınırladığı üzerinedir: ‎ ​"İnsan kısmı hürriyet hürriyet der de hürriyetin ne olduğunu dahi bilmez. Mutluluk mutluluk
Edebiyat
Felsefe-i ZenanAhmet Mithat Efendi · Sel Yayıncılık · 2012211 okunma