"Bir yaprağın ince oyuğuna sığınmış bir kuş gibiydi, yaprak kımıldadıkça güneşte gözlerini kırpıştıran; kuru bir dalın çıtırtısıyla irkilen. Açıkta kalmıştı; etrafı gailesiz bir dünyanın devasa ağaçlarıyla, engin bulutlarıyla çevriliydi, açıkta kalmıştı; işkence görüyordu; hem neden acı çeksin ki? Neden?"
"Gerçekten de bir kez hayatınızı gözden çıkardınız mı artık öbür insanlarla eşit değilsinizdir ya da daha doğrusu başka insanlar artık sizin eşitiniz değildir, bu kararı veren kişi o anda gücünü ona katladığını ve ufkunun genişlediğini hisseder."
Güldüm. Ağladım. Dönüyor, dönüyor. Biliyordum zaten, anne olarak her şeyde benim kabahatli bulunacağımı. Büyür de seri katil olursan, kesilmiş kafaları yansı yenmiş şalgamlar gibi buzdolabına gizlersen annenin kabahati diyecekler. Kabahat bulmanın bu kadar çabuk başlayacağını tahmin edemezdim ama. Bu kadar ciddi kuşkuların seninle sevdiğin kişi arasına girmesine izin veremezsin - tamam mı Denizci? Kuşkular oyma kalemleridir. Yüzeyde çatlaklar yaratır. İçlerine su dolar ve buza dönüşür ve insanları ayırır, çünkü donunca su genleşir ve - Tanrım sana hayatı anlatmak çok uzunsürecek ve anlatsam bile, sonuna gelince hiç de mantıklı bir şey çıkmayacak ortaya. Babanla benim aramda kıtalararası boyutta bir çatlak meydana geldi. Bir gün coğrafya dersinde sana levha tektoniğini öğretecekler. Kara kütlelerini birbirinden ayıran depremler, aradaki boşluğa hücum eden okyanuslar. Ben denizi korkutucu bulurum, sen de öyle bulmalısın. Derinlerde mutasyona uğrayan, karanlığa, soğuğa, ezici basınca uyum sağlayan akıl-sır ermez yaratıklar; hayata ya da bizimki türünden hayata düşman bir çevre. Denizin derinliklerini taramak değildi istediğim. Genel fikri kavramışsındır. Ne kastettiğimi, babanla benim arama girmekte olan kıtalararası çatlağı anlayacaksın, demek istemiştim.