"Bana bir aritmetik hesabı kadar mantıklı geliyor bu. 'Türlerin Kökeni' nasıl karşılandı acaba?"
"Büyük bir yaygara koptu. Kilise şiddetle itiraz etti, İngiliz bilim çevreleri de ikiye bölündü. Bu da çok normaldi zaten, çünkü Darwin Tanrı'nın dünyayı yarattığı inancını sarsmıştı. Ama bir şeyi içinde gelişme olanağını barındırır şekilde yaratmanın onu bir defada bütün ayrıntılarıyla birlikte yaratmaktan daha da büyük bir iş olduğunu söyleyen aklı başında birkaç kişi de çıktı."
"Daha önce birçokları Tanrı'nın varlığını ispat etmeye ya da en azından akıl yoluyla kavramaya çalışmıştı. Ama bu tür Tanrı kanıtlarıyla ya da tezlerle uğraşan ve yetinenler inancı ve dinî içtenliği yitirir aslında. Çünkü asıl önemli olan Hristiyanlığın doğru olup olmadığını değil, benim için doğru olduğudur. Ortaçağ'da da dile getirilmişti bu düşünce: 'Credo quia absurdum.'"
"Hadi ya, demek böyle!"
"Yani: İnanıyorum, çünkü akla aykırı. Eğer Hristiyanlık başka yönlerimize değil de akla seslenseydi, bir inanç meselesi olmayacaktı."
Akıl önce dilde gösterir kendini. Dil de içine doğduğumuz bir şeydir. Norveç dilinin Bay Hansen'e ihtiyacı yoktur, ama Norveç dili olmadan Bay Hansen yaşayamaz. Dili yaratan tek bir birey değildir, tersine, dil bireyi yaratırr.
Kısaca özetleyelim: Algıladığımız ya da duyumsadığımız şeyler hakkında ancak emin olamadığımız görüşlere sahip olabiliriz. Ama akıl yoluyla bildiğimiz şeyler hakkında kesin bilgiye ulaşabiliriz. Bir üçgenin iç açılarının toplamı sonsuza dek 180° edecektir. Aynı şekilde, duyular dünyasındaki bütün atlar topal olsa bile, atların dört bacaklı olduğu "ideası" geçerliliğini koruyacaktır.
Çünkü gerçek bilgi, kişinin kendi içinden gelmek zorundadır. Başkalarına aktarılabilecek bir şey değildir. Sadece insanın kendi içinden gelen bilgi gerçek "kavrayış"tır.