iktidar, fikri ne yapsın ki, o hadiseler karşısında elini, kolunu bağlamaktan baska bir işe yaramaz meğerki çok cesur ve münhasıran bir noktada kendisini teksif etmiş olsun ve gündelik hadiselerin dışına çıkabilsin! küçük küçük gelen dalgaları yenmekten vazgeçsin! asıl meseleyi görsün
bunun gibi güzel, mutlak, mesut ve yüksek her şey insanın dışındaydı. derin düşünce hepsini inkar ediyordu. derin ve sağlam düşünce, bir tek noktaya bakardı: ölüm! veya başıboş çılgınlık, yani hayat…
sanki kafasının bir tarafında çok zalim, akla gelmedik işkencelerden hoşlanan bir sihirbaz vardı. birkaç saniye içinde, etrafındaki herşeyi değiştiriyor; mevcudu ortadan yok ediyor, mevcut olmayanları getiriyor, sade yaşadığı anın değil, bütün mazisinin, geçmiş günlerinin çehresini ve manasını bozuyor, yalnızlık saatlerinin lezzeti olan her hayalini tükenmez bir zulüm haline sokuyordu
bu kıskançlıktı. aşkın öbür çehresi olan kıskançlık. bütün hazların ve saadetlerin, bizi mesut eden tebessümlerin, ahitlerin, ümitlerin tekrar gerisin geriye dönüp, keskin bıçaklar, çok sivri neşterler halinde içimize saplandığı kıskançlık