Babam kendini sabah ona getirdiğim gazeteye vermişti. Zaten artık sadece hastalar gazete okuyor. Bunda bir alamet var. Babam tüm televizyon haberlerini seyrediyor ve gazete okuyor, heyecanlanıyor, kızıyor. Bu dünyadan ayrılmak üzere olanlar neden hâlâ onun haberlerini takip eder ki? Zaten yokuş aşağı sürüklenen bir dünyadan ayrılıyorum, dolayısıyla neden üzüleyim ki, deyip kendilerini rahatlatmak için mi? (Haberler ise gerçekten kıyamet gibi, kişisel kıyametlerimizle tam uyum içinde.) Yoksa bu dünyanın son dakikalarını, bilhassa hayatı oluşturan gündelik olayları, dünya dokusunu, küçük ayrıntılarını mı yaşamak istiyorlar?
Ya da belki sadece, acıdan buruşmuş yüzleri görünmesin diye sayfaların arkasına saklanıyorlardır
Sadece çocukluk ve ölüm vardır, derdi Gaustin.
Ölümden söz etmemek için çocukluktan söz ediyorum. Sadece orada, çocukluğumuzda, fiilen ölümsüzüz. Çoğu durumda.
Babam öldü ve Babam ölüyor tümüyle farklı iki cümle. İlki bir olgu, bir sonuçtur, ikincisi – bir roman. Umut ve çaresizliğin bir- birini besleyip alevlendirdiği uzun bir hikâye. Birinin oksijeni daima diğerinin ateşini harlar.