Argo bir haftaydı.
Hani sokağın köşesinden dönerken suratına çöp kamyonunun egzoz dumanı vurur ya, öyle bir hafta.
Her gün ayrı bir tokat—ama tokadı atan da, sebebini açıklamadan ortadan kayboluyor.
Çaydanlık fokurdamadan, tencere dibini yakmadan, kahve telvesi dibe çökmeden huzur bulamadığım günler…
Baktığın her yer gri.
Gökyüzü bile sanki üstüne kapatılmış paslı bir kepenk.
Sokak köpekleri normalde havlar, bu hafta sadece bakıyorlar. Çünkü herkes biliyor ki ben zaten kendi kendimi ısıracak haldeyim.
Hakan Günday romanı gibi;
Karakterler yan karakter bile değil, hepsi figüran.
Diyaloglar yarıda kesiliyor, kimse kimseyi dinlemiyor.
Bir yere varmak yok, sadece yürüyorsun.
Biri gelip “N’apıyorsun?” diye sorsa, “Kendi mezarımın kazı ihalesine katıldım” derim, hem de tek teklif veren olarak.
Ama garip olan, tüm bu boktanlıkların içinde kara bir mizah var.
Mesela yağmur yağarken şemsiyem ters dönüyor, ben de “Tamam, bu da böyle olsun” diye bakıyorum.
İçimden sürekli bir ses, “Yahu bari bir roman kahramanı olsaydın da, başına gelenler edebi bir anlam kazansaydı” diyor.
Ama yok, ben kendi hikâyemde bile yan roldeyim.
O kadar kötüyüm yani.
°~°~°~°~°~°•|•|•|•|•|•°~°~°~°