“İnsan küçük bir çocukken nasıl muamele görüyorsa, hayat boyunca öyle davranır. En büyük acılar genellikle insanın kendine çektirdiği acılardır. Kişi benliğindeki işkenceciden hiçbir yerde kurtulamaz.”
Buradaki “kötü muamele”yi sadece dayak ya da bağırma gibi anlamamak gerek. Çocuğumuza bu tür bir sevgi göstermenin yolu çocuğun hislerini anlamak, çocuğa bu hislere uygun şekilde muamele etmek, çocuğu her şeyiyle ve bütün hisleriyle kabul etmektir. Çocuktan bizi kafamızdaki anne-baba sevgisi kalıplarına göre sevmesini, bize öfkelenmemesini, karşı çıkmamasını beklemek de kötü muameledir. Bu şekilde bizden “ayrı” bir varlık olarak kabul edemediğimiz çocuk, sevildiğini hissedemeyecek ve ömrü boyunca bu sevgiyi başkalarında arayacaktır.
Hayatımız,sonrasında, çocukken bastırmayı öğrendiğimiz sesimizi yeniden bulmakla, onunla irtibata geçmeye çalışmakla geçiyor. Anne-babanın onayını almadan hareket edemeyen çocuk, büyüdüğünde de otorite olarak algıladığı merci her neyse onun onayı haricinde hareket etmeye ve hatta düşünmeye cesaret edemez.
Acımız, kötü bir evlat olmaktan değil, anne-babalarımıza kırgınlıklarımızı meşru kabul edememekten, onlara karşı olumlu hislerimizin yanında olumsuz olanları da dürüstçe, suçluluk duymadan sahiplenememekten geliyor.