öğreneceğim diller: mhallemice italyanca latince tamazight
Duygu ve Düşünce
Farsca ve Latince bilince her seyi biliyorsun havalı😈
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Doğu/İslam dillerinde Kafir kelimesi : Arapça K-F-R kökünden gelir. Asıl anlamı "tohumun üstünü toprakla örten çiftçi" demektir. İslam bu kelimeyi alıp psikolojik/ahlaki bir terime dönüştürür: Kafir, "bilmeyen veya tanrıdan haberi olmayan" kişi değildir. Aksine içindeki o hakikati kibir veya inatla "bilerek üstünü örten" kişidir. Batı/Hristiyan dillerinde Pagan(Kafir) kelimesi : Latince Paganus kelimesinden gelir ve sözlük anlamı "köylü, taşralı" demektir. Roma İmparatorluğu'nda Hristiyanlık şehirlerde, elitler arasında ve sarayda hızla yayılırken eski çok tanrılı inançlar sadece taşrada, ücra köylerde kalmıştı. Şehirli Hristiyan elitler, eski dine inanmaya devam edenleri aşağılamak için onlara "köylü" yani "pagan" demeye başladılar. Sonuç olarak : İslam, inanmayanı psikolojik ve ahlaki bir eylemle tanımlarken; Roma/Hristiyan dünyası inanmayanı sınıfsal ve coğrafi bir statüyle tanımlamıştır.
Din
İçmek insana mahsustur, öyleyse içelim...
Şarap dolu mermer kadehleri kaldırıp hep bir ağızdan "Dionysos'a!" dediler. "Zeus aşkına!" diyenler de oldu. Ben de "Hayata..." dedim kısık bir sesle. İstem dışı çıkmıştı ağzımdan. Çoğu kimsenin duymadığından emindim. Hayata içmeyeceksek başka ne için içecektik ki? "Bibere humanum est ergo bibamus" dedi bir başkası. Latince söz duymak hoşuma gitmişti. Benden Bana Ne
Kitap Alıntısı
Veni, Vidi, Vici
Latince sözler serisi no: 4
Agah Aydın...
<Bir spor kanalının yıllar önce kullandığı bir sloganı hatırlarım: "Maçları seyretmeden seyretmiş gibi olacaksınız." Ne tuhaf bir vaat. Aslında söyledikleri şuydu: Oyunu görmenize gerek yok, insanların oyun hakkında konuştuklarını dinlemeniz yeterli. Çünkü insan, olup bitenden çok, olup biten hakkında anlattıklarıyla yaşar. Belki de psikoterapi tam da burada başlar. Mikroskobun altında hücreyi, tomografinin içinde organı arayan meslektaşlarımızın bazen gözden kaçırdığı şey budur: İnsan, kendi dedikodusundan yapılmıştır. Hayat dediğimiz şey, büyük olaylardan çok, o olayların çevresinde örülen küçük anlatılardan oluşur. Bir bakışın, yarım kalmış bir cümlenin, yıllardır unutulmamış bir sözün dedikodusundan... Psikoterapistler hastalıkları değil, insanların kendi hikâyeleri hakkında söyledikleri şeyleri dinler. Çünkü çoğu zaman insanın kaderi, başına gelenlerde değil; başına gelenleri nasıl anlattığında gizlidir. Ve belki de insan, bir başkasının ağzında dolaşan, sonra kendi içine yerleşen uzun bir dedikodudur. Başka bir deyişle insan, biraz başkalarının anlattığı, biraz da kendi kendine anlattığı bir söylentiden ibarettir. En komik olanlar, dedikoduyu çoktan geride bıraktığını düşünen rasyonalistlerdir. Oysa onlar da yalnızca dedikodularını Latince terimlerle anlatırlar. İnsan aklının en büyük başarısı, hikâyelerini gerçek sanabilmesidir. En büyük trajedisi ise buna inanmasıdır.>