“Gördüğünüz gibi, hepimizin vücudunda fosfor elde edecek elementler mevcuttur. Hiç kimseye söylemediğim bir şeyi size söylememe izin verin. Büyükannemin ilginç bir teorisi vardı:
Hepimiz, içimizde bir kutu kibritle doğarız. Ama tek başımıza bunu yakamayız. Deneyde görüldüğü gibi oksijene ve mum alevine ihtiyacımız vardır. Örneğin, oksijen, sevdiğimiz insanın nefesinden gelebilir. Mum aleviyse güzel bir yemek, müzik, okşamalar ya da güzel sözlerdir. Bunlardan biri parlamaya neden olur ve içimizdeki kibritlerden birini yakar. Bir an yoğun bir heyecan hissederiz. İçimize çok hoş bir sıcaklık yayılır. Bu sıcaklık zamanla yavaş yavaş yok olur. Sonra yeni bir parlama olur ve içimizde bir kibrit daha yanar. Bu duyguyu yaşamak isteyen herkes, kendi içindeki patlayıcıları keşfetmek zorundadır. Bunlar yanarak ruhumuzun beslenmesine yardımcı olur.
Yani başka türlü söylersek, bu yanma ruhumuza enerji verir. Bir kişi eğer kendi tutuşturucularını zaman içinde keşfedemezse, içindeki kibritler nemlenir, hiçbir şekilde yanmaz olur."
Eğer çok güçlü bir heyecan gelip bütün kibritleri aynı anda yakarsa ortaya çıkacak o büyük ışık, çok öteleri kolayca görmemizi sağlar. O anda gözlerimizin önünde bir tünel belirir. Bu tünel bizi doğmadan önce bulunduğumuz kutsal aleme götürmek ister. Ruhumuz bedenimizi terk edip o tünelden gitmek ister.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çocuklukta bir şey dilemenin ne kadar kolay olduğunu düşünüyordu. O zamanlar imkansız diye bir şey yoktu.
İnsan büyüyünce anlıyordu ki her şey dilenemezdi: Bazı şeyler yasaktı, günahtı ya da ahlaka sığmazdı.
Peki ama ahlak neydi? Samimiyetle sevdiği her şeyden vazgeçmek mi? Keşke hiç büyümeseydi.
Rivâyet öyledir ki Cizîrîye dîvânındaki en güzel aşk şiirlerini yazdırtan gerçek bir özne vardır. Bu özne, Hasankeyf emîrinin kızı Selmadır. Petrarcaya Canzionere'yi esinleyen Laura gibi, Dante'nin genç yaşta yitirdiği sevgili Beatrice'si gibi, Shakespeare’e ünlü ". Sone'yi yazdıran gizemli esmer gibi, Goethe'yi Doğu- Batı Dîvânı yollarında aşk rüyalarına gark eden Marianne gibi.. Mevlâna'nın, Şems-i Tebrîzînin, Şirâzlı Hafız'ın, Hayyam'ın, Ebu Nuvas'ın adeta bir cezbe hâliyle yazdığı şiirlerin derin kaynağında belki de hep var olmuş o meçhul aşklar gibi..
Hayattan çok bunalırsan işine sığın. Laura'nın felsefesiydi bu. Hedefe yönelik bir uğraş, insanı her türlü sıkıntı ve sorundan uzaklaştırdığı gibi kazançlıydı da.