İnsan, ömrünü iki kere ikinin peşinde geçirir, bu uğurda denizler aşar, yaşamını harcar ama aradığı gerçeği eline geçirmekten inanın ki korkar. Eğer elde ederse, artık arayacak başka bir şeyinin kalmayacağını bilir.
Ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınlarla karşılaştığımda anlıyorum. Bazen senden güzel bulduğum kadınlarla karşılaştığımda bakıyorum da, kendi kendime hiç birisini seni sevdiğim gibi, seni sevdiğim kadar sevemeyeceğime yemin ediyorum. Sen de öyle bir şey var ki, hiç birinde bulamıyorum... Bu öyle bir şey ki, işte bütün kaygılarım senle birlikteyken yok oluyor. Ruhum bir şifa, bir huzur buluyor! Dudaklarını gözlerime değdirdiğin an bütün varlığım koşa koşa gelip ruhumda toplandığını, orada seninle buluşmaktan mutlu bir şekilde kaldığını hissediyorum. Hele şuan düşünüyorum da ben dünyada senden başka hangi kadınla olsaydım hiç biriyle senin gibi olmayacaktım; seninle olduğum gibi böyle ruhuma kadar, canıma kadar içten...
Fakat müzik söze dökülerek anlatılabilir bir şey değildi. İçimizde yeni bir dünya değil, yeni bir kaostu yarattığı. Kelimeler! Sadece kelimeler! Ne korkunçtu onlar! Ne kadar apaçık, canlı ve insafsızdılar! İnsan kelimelerden kaçamıyordu. Öte yandan kelimelerin ne incelikli bir büyüsü vardı! Biçimsiz şeylere esnek biçimler kazandırır gibiydiler. Bir viyola ya da lavta sesini andıran tatlı bir melodileri vardı sanki. Sadece kelimeler... Kelimelerden gerçek ne vardı ki?
Gençliğin gözüyle bakıldığında, yaşam sonsuz uzunluktaki bir gelecektir; yaşlılık gözüyle ise, oldukça kısa bir geçmiştir; başlangıçta yaşamı, opera dürbünüyle bakıyormuşuz gibi, sonlara doğru ise bir büyüteçle bakıyormuşuz gibi görürüz. Yaşamın ne denli kısa olduğunu öğrenmek için yaşlanmış olmak, yani uzun yıllar yaşamış olmak gerekir. İnsan ne denli yaşlanırsa, insani olaylar, tümden ve teker teker o denli küçük görünürler: Gençliğimizde sabit ve kararlı bir biçimde önümüzde duran yaşam, şimdi günübirlik olayların hızlı bir akışı olduğunu gösterir; bütünün hiçliği öne çıkar. Gençliğimizde zaman bile daha yavaş atar adımlarını; bu yüzden yaşamımızın ilk çeyreği sadece en mutlu olanı değil, aynı zamanda en uzun olanıdır da, böylelikle geride de daha çok anı bırakır ve herkesin, sırası geldiğinde, sonraki iki çeyrekten daha çok bu dönemden anlatacak şeyi olacaktır.