Romanda ana karakter Prens Mışkin. İyi, kuşkucu, temiz yürekli, beyefendi, insan ruhunu okuyan, bağışlayan, şüpheci, parasını paylaşmaktan çekinmeyen biri. İyi niyetli, “modern” çağa göre budala biri, bunun bir nedeni de epilepsi hastası olması. Budalaydı çünkü kötü insanlarla arkadaşlık ediyordu aynı zamanda ve ne yaşansa hep kendini suçlu buluyordu. Davranışları alaya alınan, çevresinin kötülüklerine karşı aciz kalan biri.
İki aile var, babaları asker. General Yepançin, eşi ve üç kızı(en küçükleri, en güzeli Aglaya). General İvolgin, eşi ve 2 oğlu, bir kızı. Ayrıca zengin birkaç kişi de var romanda.
Ve Nastasya Filippovna; güzel, herkes ona aşık.
Sınıfsal, sahte hayatların yaşandığı bir dönem de geçiyor roman. Çok uzun bir roman ama okurken hiç sıkılmıyorsun. Anlaşılır, temiz cümleler kullanılmış. Yaşanan önemli olaylar bir cümlede, düşünceler ise sayfalarca anlatılıyor. Yazar insanların kişiliklerinin, düşüncelerinin derinliklerine iniyor (Günümüzde tabii kimse bu kadar derin düşünmüyor. Detaycı, mükemmeliyetçi ben bile). Romanı dışardan birinin ağzından dinliyoruz.
Kitabın 14. bölümünde herkesin hayatında yaptığı en kötü şeyi anlatması enteresan. Zavallı köylü kızı Mari'nin anlatıldığı bölüm çok duygusal. Tefecilik çok yaygın. Birilerinin evinde herkesin toplanması ve birbirlerine karşı laf atmalar, eğlenceler, çatışmalar. Sosyalleşmek öyleymiş o zamanlarda demek ki. Çoğunlukta olan sıradan insanların sıradanlıktan kurtulma çabaları var. General İvolgin’nin Napoleon ile anısı ilginçti. Napoleon’un çocuk yaşta İvolgin’e sorması, İvolgin'nin evinize dönün deyip Fransa’nın Rusya’dan çekilmesi. Doğruysa tabii.
Mışkin gibi gerçekten iyi, ideal biri, bu dünyada güzel bir hayat yaşayabilir mi, muvaffak olabilir mi? Özellikle bencilliğe karşı. Ve eş