Kendileri çekildikten sonra kokuları havada kalan dilber ve nadide kadınlar, sesleri bir ana sesinden daha yakın, daha dokunaklı arkadaşlar, nur çehreli ihtiyarlar, coşkun suya benzeyen berrak gözlü, Dante'nin Beatrice'i, Petrarka'nın Leonora'sı, Romeo'lar, Julietta'lar ve daha birçok tatlı hayaller... Kimi yatağının üstünde yanyana, kimi bir küçük çocuk gibi benim kucağımda, kimi bir iskemlede tek başına, kimi ayakta, kimi pencerenin kenarında dirseğine dayanmış; kimi odanın içinde bir aşağı beş yukarı dolaşarak benimle sabahı ederler; ve sabaha kadar, havada kutsal bir orkestranın yankıları dalgalanır ve yaradanlarla yaratıkların elele verip hep birarada raksettikleri sezilir.
...Hey uşaklar, atın dışarı
Şu gürültü çıkaran kılıçlı adamı!
İzin vermeyin eğlencemizi bozmasına.
(Julio’yu yakalarlar ve yaka paça dışarı sürüklerler. Leonora bayılır.)
Karşımda ölüyor galiba. Yardım edin!
DON BERNARD: Kalabalık etmeyin, bırakın hava alsın.
(Leonora’yı ayıltmaya çalışırlarken, yere bir kâğıt düşer.)
HENRIQUEZ :Bu da ne? Okuyalım bakalım.
Bu onun yazısı.
DON BERNARD :Başını eğin! Korkudan bayıldı, az sonra ayılır.
Kâğıtta ne yazıyor lordum?
HENRIQUEZ :Doğası gereği ondan bekleneni: Kendine zarar vereceğini yazıyor.
Peki hangi hançerden söz ediyor?
Hemen arayın üstünü.
DON BERNARD :İşte hançer. Dikkafalı kadın cinsi. Hep böyle çılgınlıklar yapar!
HENRIQUEZ :Götürün onu odasına;
Dinlensin kendine gelinceye kadar.
Hadi götürün onu ve iyi bakın...