Okuduğum kitaplar arasında gerçekliği ve yaşadığımız hayatı olağan haliyle kelimelere döken nadir kitaplardan. Öyle ki bazı yerlerde kahramanın yerine ben utandım, ben heyecanlandım, ben mutlu oldum ve daha nice duygu değişimleri. İtiraf etmeliyim ki çabucak bitmesini istemediğimden ve gün içerisinde oluşan acaba bugün kitabın devamında neler olacak merakı kafamı kurcaladığı için hemen bitirip bu zevkten mahrum kalmak istemedim. Hakkında incelemede bulunacağım ilk kitap ve sadece bu saydıklarımın bile okumaya değer olabileceğini düşünüyorum, iyi okumalar.
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,7bin okunma
İnsanlar size nerede hatalı olduğunuzu söylerken, gerekeni yapmak zordur. Biri size sadece, sorunun ne olduğunu anlattığı zaman, o konu üzerinde dikkatinizi toplamanız daha kolaydır.
Yalnızlık çoğu insan için öylesine güçlü ve acı verici bir tehdittir ki tek başına olmanın pozitif yanlarını algılayamazlar ve hatta kimi zaman yalnız kalma ihtimalinden korkarlar. Çoğu insan "yalnız olduklarını anlama korkusundan" mustariptir der André Gide, "ve bu yüzden kendilerini asla bulamazlar".
Onunla kütüphane raflarında dolaşıyor ve bazı sorulara cevap arıyorsunuz. Kadın- erkek eşitsizliğini daha çok kadının edebiyattaki yeri çerçevesinde ele alarak geçmişte ve şu anda yaşayan kadınlardan bahsediyor çokça. Birçok soruya cevap arıyor; kadın yazarların neden erkek yazarlardan az olduğu, bir cinsiyet bu kadar refah sahibiyken diğerinin neden bu kadar fakir olduğu, fakirliğin edebiyat üzerindeki etkisi, onların kendi isimleriyle değil erkek isimleriyle kitap yayınlamaya iten baskının ne olduğu, erkeklerin kadınları nasıl değersiz gördüğü burada tabii ki bütün erkekler aynı şekilde görülmemekte yalnızca kadını aşağı bir varlık olarak gören erkeklere bir eleştiri söz konusu hatta yer yer ağır eleştiriler bulunuyor. Kitap için, “kadın ve edebiyat” üzerine yazılmıştır diyebiliriz. Geçmişten kadına bugünün yerini açıkça görerek neden kadınların sosyal hayata tam olarak dahil olmadıklarını -olamadıklarını- edebiyatta neden pasif kaldıklarını, onları böyle bir geri çekilmişliğe ve yoksulluğa iten nedenleri, kütüphaneye alınmayan bir kadının anlatımından dinliyoruz. Evet, kütüphaneye alınmayan. Peki ama neden? Çünkü o zamanlarda İngiltere’de “kadınlar” kütüphanelere bir öğretim üyesiyle beraber ya da bir tavsiye mektubuyla gelmeleri halinde alınabiliyorlardı. Bir kadının bilgiyi edinmesinin önünde bile büyük bir engel vardı. Kadın bu kadar değersiz görülüyordu. Kadın entelektüel bir iş ile uğraşamazdı bunlar için yetersizdi.
“Dünya, kadınlara erkeklere dediği gibi ‘istersen yaz, benim için fark etmez’ demiyordu. Dünya, bunun yerine kaba kaba gülerek ‘yazmak mı’ diyordu. Yazmak senin ne işine yarıyor ki?” (Sayfa 89)
Şu hayatta önce “kendine ait bir oda kurmalı, devamı gelir’’ sözü beni oldukça düşündürdü. Kitabın da isminin buradan geldiği “kendine ait bir oda”