"...aşk, o her şeye kadir yüzünü gösterdiğinde sırf güzel bir surat bana yetmemiştir. Beni çeken şey, dışardan bakılarak ölçülebilen dış güzellik değil, daha derindeki, daha katıksız bir şeydi. Tıpkı bazı insanların yağmur fırtınalarına veya depremlere karşı gizli bir tutku beslemeleri gibi, ben de karşı cinsten gelen tanımlanamayan şeyleri seviyordum."
Her şeye yeniden başlamak mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela. Yeni bir dil öğrenebilmek için, hiç dil bilmemek gerekliydi.
Bir hayalciden başka hiçbir şey olmayı denemedim. Bana dışarı çıkıp yaşamamı söyleyen insanları hiç umursamadım. Hep benden uzak olan ve hiçbir zaman olamayacağım şeylere ait oldum. Bana ait olmayan her şey, aşağılık dahi olsa, daima şiirle dolu gibi göründü… Hep sevdiğim şey, saf hiçlikti.