"Her şeyi unuttuğun zaman, ölünce gittiğin yere mi gidiyorsun?"
Aslında hayatta olmamızı sağlayan şey kalbimizin atması, nefes almamız, vücudumuzun işlemesi vs. değil, hatıralarımız. Hatıralarımız olmadan kim olduğumuzun bir önemi yok. Ya da başka insanların hayatında ne ifade ettiğimizin. Peki hatırlar beyinde değil de gölgemizde saklanıyorsa?
Kitap boyu gölgemi ve hatırlarımı kaybetsem neler yaşardım diye düşünmeden edemedim.
Tahmin etmek zor.
Kitaba önyargılı başladığım doğrudur. "Söylendiği kadar iyi değil" vb. yorumları çok duydum. Bunun sebebi başlarda olayın içine girememek diye düşünüyorum. Çünkü ben de bir ara yarım bırakmayı düşündüm. Ama şimdi, iyi ki okumuşum, diyorum.
Daha önce bu denli özgün bir konuya sahip bilim kurgu kitabı okumamıştım. Okuduklarım genel olarak standart konulara bir iki tuhaflık ya da aşk eklenerek yazılanlardı. Bu yüzden yazarın kalemi; gerek abartısız ayrıntıları, gerek okuyucuda yaşattıkları, gerek karakterlerin benzersizlikleri olsun gerçekten dikkat çekiciydi.
Biraz da sondan bahsetmek istiyorum. SPOILER!!!
Sonda çok şaşırdım. Yani ben Max ve Ory'nin kavuşmasını kesin görüyordum. Gerçekten üzüldüm. Ve Ursula'nın olay içinde bu kadar büyük bir rol oynayacağını hiç sanmıyordum.
Ory ve Max konusuna gelirsek, Ory'ye, Mahnaz ile ilgilenmeyi başladığında sinirlendiğim doğrudur. Max'i unutmak için yerine başka bir kadını koymak istemesi beni kızdırdı. Fakat en son yaşanan (Ursula'nın Max'in hatırlarını alması kısmi) olaylardan sonra Ory'ye çok üzüldüm. Sevdiğini iki kere kaybetmek, hem de tam kabullenmişken bir anda su yüzeyine çıkan umuttan sonra gerçekten zor olmalı.
Sonuç olarak; kitabı çok beğendim. Benim gibi kitaptaki olayları hazmederek ve sonunu görerek okuyan herkesin benimle aynı düşünceyi paylaşacağını düşünüyorum.
“Dünyanın bana sunabileceği bütün mutluluğu tatmıştım.”
20. yy’ın başlarında, Paris’te yaşanmış, gerçek olduğu rivayet edilen gotik bir aşk hikayesini konu alıyor roman.
Yazar, kitabı karakterlerin anılarını dinleyerek yazmış aslında. Buna rağmen sanki olayı gerçekten yaşıyormuşsunuz hissiyatı veriyor. İçerisinde geçen aşk ve müziğin uyumu tam kıvamında ve sizi boğacak tarzda değil.
Başlarda anlamakta biraz zorlandım, fakat sonlara doğru olay çok ilgi çekici bir hâl aldı. Yazar zaten kitabın son sözünde anlaşılmayan ne varsa açık bir dille açıklıyor. Ve hikayenin ‘muhtemel olarak’ gerçek olduğuna değiniyor. Eğer hayalet gerçekse onunla sonsuz aşkı ve keskin illüzyon becerileri hakkında konuşmayı dilerdim. :D
“Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim.”
Yetişkinler veya gençler olarak çoğu zaman çocukların akıllarından ne geçtiğini, hayal dünyalarında neler olduğunu anlayamıyoruz. Cengiz Aytmatov bu eserinde bir çocuğun gözünden dünyanın saf gerçeklerini nasıl görebileceğimizi gösteriyor.
Yazarın dili sade ve naif, okurken sizi bunaltacağını düşünmüyorum. Eseri anlayarak okuduğumuzda ardından çok derin manalar çıkartabiliriz bence.
Edebiyat severlere güzel bir tercih olacaktır kesinlikle ;**
Kitap çok güzel ve kusursuz bir distopyada kurgulanmış. Bu da sizi seriye neredeyse bağımlı kılıyor. Karakterler güzel kurgulanmış ve olay akışı gayet hızlı. Yani başlarken "Devam edebilir miyim acaba?" gibi kaygılar duymanıza hiç gerek yok. Hızlıca olayın içine giriyorsunuz.
Durum şu ki kitaptan çok büyük edebî zevkeler vermesini beklemeyin. Sonuçta fantastik bir kitap; burda üzerinde durulmak istenen şey, olay akışı ve kurgu. Bu yüzden çerezlik bir kitap olduğunu da bilerek okumanız sizin için daha iyi olacaktır.
Keyifli okumalar :)
Bir karakterin içinde yaşadığı kültür çatışması hiçbir yazarın kaleminde bu kadar güzel anlatılamazdı sanırım. O kadar sade ve akıcı bir anlatım var ki, ister istemez kendinizi baş karakterin silsilesi içinde buluyorsunuz. Karakterlerin hepsi gündelik hayattan karşımıza çıkabilecek insanlar. Bu da konuya ayrı bir zevk katıyor. Peyami Safa'nın kaleminden okuduğum ilk kitaptı, kesinlikle sonuncusu olmayacak.
Fatih HarbiyePeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202057,2bin okunma