Yirminci yüzyılın başında batılı uluslar birbirinin sömürgelerine fena sulanmaya koyuldular. Kimi ulusun, komşularından daha güçlü olduğuna aklı eriverdi. Ve böylece Birinci Dünya Savaşı güm diye patlayakoydu.
Sömürgeciler iki taraf oldular, hürriyet adalet hukukla gugug - ve hiç kimsenin yutmadığı- barışı korumak gibi, çok yüksek ötüşlü cart curtlarla birbirinin sömürgelerini yutmak için, savaşa Jaures'i öldürerek giriştiler. Tıpkı ilkellik çağında bir aşiretin malına, canına, komşu aşiretin saldırması gibiydi bu. Şu farkla ki; yabani mağara devrinde, insan kafası, zarplı koca sopayla patlatılırdı, oysa son çağda, ömrü süresince son sistem bir buzdolabı görmemiş insan, hiç olmazsa ömrünün sonunda, kafası çok uygar bir şarapnelle darmadağın edilerek, son sistem bir ölümle ölmek mutluluğuna kavuşuyordu!
Yusuf Atılgan'ı Aylak Adam'ını okurken kafamda bir soru. "Bu kitap hangi kitaba benziyor?" 100. sayfada uyandım. John Fante'nin Toza Sor'u. Benzer karakter, benzer anlatım. İki güzel eser.