Elif'in Sırrı
Zahid, bir sahifeye, "elif"in şeklini çizdi. Rind, onun anlamını sordu. Zahid : "Bu bilimler hazinesinin kilidi ve kendi kendine ayakta durmaya gücü yeten Tanrı'yı bilmenin esasıdır. Başlangıçta, kalem, 'levh'ın üzerine işaret koyunca, birden ancak bir çıkar, kaidesi gereğince, kendisine "elif" şeklinde tecelll verdi' dedi.
SUFİ TAİFESİNİN İTİKADI
Bu bölüm sofi taifesinin genel itikadı ve bu akaidin ehl-i sünnet vel cemaat akaidi'ne muvafik olduğunun beyanı, sofilerin zikir telkin etmelerinin delili, hırka (cübbe) giydirmelerinin yani
Sayfa 22 - Yasin Yayınevi, 2. Baskı, 2013·Kitabı okudu
İslâm Dini
SUFİ TAİFESİNİN İTİKADI
Bu bölüm sofi taifesinin genel itikadı ve bu akaidin ehl-i sünnet vel cemaat akaidi'ne muvafik olduğunun beyanı, sofilerin zikir telkin etmelerinin delili, hırka (cübbe) giydirmelerinin yani
İslâm Dini
Küllî Ruhun İsimleri:
Ruh-i Muhammedi... Sırr-ı Azâm; bütün, büyük sır... Lâtife-i Rabbâniye; Rabbânî lâtife... Menşe-i Ervah; ruhların kökü... Sultan-ı Hakikat... Sırr-ı İlâhî... Aşk-ı İlâhî... Nokta-i Küll... Nokta-i Vahdet... Nokta-i Kübra; büyüklük, ululuk mihrakı... Ruh-i Ekmel; eksiği olmayan, kâmil... Adem-i mânâ... Şems-i Bâtın; bâtın güneşi... Ruh-i Kuds... Ruh-i Arif; bilen, bilici... Ruh-i Natık; konuşan... Kelme-i Ehem; öne alınmış önemli söz, sözün öne alınmışı... Levh-i Azam; bütün suretlerin bulunduğu... Şems-i Hakikat; hakikat güneşi... Akl-ı Küll... Akl-ı Evvel... Cevher-i Alâ... Melek-i Mukarreb; Allah’a en yakın olarak üstün bulunan... Kalem-i Alâ...
Vâridât: Mehdi, ″BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!″ başlıklı 21 Mayıs bölümü, İBDA Yayınları
İsimler
Kur’an-ı Kerîm mesânî dir: O, kendini okuyanı, dinleyeni ve anlamak isteyeni yeterince aydınlatmak için aynı bilgileri bazan aynı, bazan farklı ifadelerle tekrar tekrar dile getirir. Onun kıssaları, haberleri, hükümleri, emirleri, yasakları, müjdeleri, uyarıları ve öğütleri hep tekrarlanır. Bu bakımdan o, bıkkınlık vermeden tekrar tekrar zevkle okunan ve dinlenen bir kitap olma hususiyetine sahiptir. Mesâni’nin bir diğer anlamı da şudur: Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen mevzular umûmiyetle çift çift sunulur. Misal vermek gerekirse; emir-yasak, helâl-haram, genel-özel, göklerin durumu-yerin durumu, cennet-cehennem, karanlık-aydınlık, levh-kalem, melekler-şeytanlar, müjde-uyarma, ümit-korku... Bunun hikmeti şudur: İnsan nefsi, nasihat edilmekten hoşlanmaz, ondan kaçar. Eğer bir konu ona tekrar tekrar anlatılmazsa insanın aklına tam olarak yerleşmez. Böyle olunca da o nasihatlerle amel etmek zorlaşır. Bu yüzdendir ki Peygamberimiz (s.a.v.), öğüt verirken sözlerini üçe kadar, bazan de duruma göre yediye kadar tekrar ederdi. Çünkü ancak böylelikle söylenen söz dinleyenin kalbinde yer eder ve tesirini gösterir.