Mario Levi' den eski kitaplarını hatırlatan, onlardan biraz da uzak bir roman. Yine geçmiş hesaplaşmaları, eskileri anarak anlatılan hikâyeler. İlk kitaplarında daha toplumsal, bir grup insanın ortak hikâyeleri anlatılırdı. Bu daha çok kahramanların bireysel yaşamları. Roman kişileri ilk eserlerinde kendi cemaatindendi, bunda değil. Bu roman kişileri anlatının başında birbirini tanımayan, birbirinden ayrı insanlar. Olaylar, biraz da tesadüfler öykülerini birleştiriyor. Hatta pek birleşmeyip kapakta belirtildiği gibi teğet geçiyorlar birbirlerinden. Üst sınıf, eğitimli, iyi kazanan, profesyonel meslek sahibi insanların bugünkü hayatlarına sokup, yavaş yavaş trajik olaylarla dolu zor hayatlarını anlatıyor. Bir tür doyuma ulaşmış, günümüz şehirli, ne yapacağını artık bilemeyen, tatmin olmayan, sıkıntılı insanlar.
Bunu yaparken de bir tür alt/üst metinsellik tekniğine başvurulmuş. Levi bir kurmaca yazar yaratmış anlatısı için. Bu kurmaca yazar hem romanın hikâyesini, hem de bu romanı nasıl yazdığını, roman kişilerinin hayatlarına nasıl dahil olduğunu anlatıyor okura. Anlatırken hem anlattığının içinde, hem de dışarıdan bakan, hâkim bakış açısını kullanarak anlatmış. Bu dışarıdan anlatım biraz uzak tutuyor okuru. Bir de hep dış anlatım, çok az diyalog var ki o da aktarım yoluyla. Biraz sıkıcı gelebilir Levi kitaplarını sevmeyenler için. Mario Levi kendini de kurgu yazarın anlatımı üzerinden romana dahil etmiş. Hikâyenin içine yerleştirmiş. Bu tekniği başarıyla uygulamış. Aksayan, mantıksız, anlaşılmayan bir yanı gözüme çarpmadı.
Dilinde ilk kitaplarına nazaran edebîlik adına bir geri gidiş var pek çok yazarda olduğu gibi. İlk kitaplarından aldığım okuma zevkini almadım. Çok "ama" ile biten cümle var. Sadece konuşma dilinde değil anlatım kısımlarında da. Böyle cümleler