Fundamentalism is usually dated from a series of twelve small books published from 1910 to 1915 containing articles and essays designed to defend fundamental Christian truths. Three million copies of the books, The Fundamentals, were sent free to theological students, Christian ministers, and missionaries all over the world. The project was conceived by Lyman Stewart, a wealthy oilman in Southern California, who was convinced that something was needed to reaffirm Christian truths in the face of biblical criticism and liberal theology.
“Liberal demokrasilerde siyasî partilerin meşruiyeti liberal bir anayasaya sadakâtten ve seçmenlerden destek almaktan geçer. Tekelci partinin meşruiyeti ise ideolojiyi temsil etmekten ve kendi kendisini var etmiş olmaktan kaynaklanır. Zaten totaliter sistemlerde çok-partili, âdil seçimler yoktur. Totaliter ülkelerdeki seçimler göstermeliktir, demokratik seçim anlamında seçim değildir. Oy vermek bir hak değil bir görevdir. Seçimler iktidarı belirlemek değil, toplumu mobilize etmek ve insanlara liberal demokrasilerde olduğu gibi oy kullandıkları hissini tattırmak için yapılır. Tekelci parti her zaman iktidardadır. Seçimle iktidardan indirilemez. Onun içindeki liderlik makamlarının sâhipleri ise, kapalı kapılar ardında kliklerin güç savaşlarıyla, entrikalarla, tehdit ve şantajlarla belirlenir.“
Kimi ulusalcı sol adını takıyor kendine ,kimi liberal sol.Kısaca sol demek yetmiyor ,nasıl bir sol sorusunun da cevaplaması gerekiyor .Türkiye üç kutba bölünmeden önce böyle bir sıfata gerek duyulmaz ve sadece sol demekle yetinilirdi .
“Siyasal sistemlerin modern tasnifi, evet, büyük ölçüde 20. Yüzyıl siyasi coğrafyasına dayanan bir tasniftir. Ancak, son zamanlarda 21.Yüzyıl'ın yaşanmış bölümüne dayanan tasnifler de yapılmaktadır. 20.Yüzyıl'ın klâsik tasnifine göre, siyasi sistemler üç kümede toplanmıştır. Bir uçta totaliter sistemler, onun tam karşısında liberal demokrasiler ve bu ikisinin ortasında otoriter sistemler.
20. Yüzyıl'ın son 20 yılına girildiğinde dünya siyasi coğrafyası aşağı yukarı bu sistemleri yansıtan mavi (demokratik sistemler), kırmızı (totaliter sistemler) ve sarı (otoriter sistemler) renklerle boyanmıştı. 1970’lerde ilkokul öğrencilerine dünyada siyasal sistemleri anlatacak olsaydık, bu üç renge boyanmış bir dünya haritası kullanmamız gerekirdi."
Dünyayı sarsan 1929 ekonomik bunalımı ise, liberal ekonomi politikalarının tam bir başarısızlığını vurguluyordu. Kemalizm, ülkeyi kalkındırmak, halkı çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için "devletçilik" ilkesini benimsedi. Böylece hem üretim arttırılacak, sanayi gerçekleştirilecek, hem de hakça bir dağıtım yapılacak ve ekonomik gücü kullanan bir sınıfın halkı ezmesine olanak verilmemiş olacaktı.