Öyle günler vardır ki hiç bitmez, demişti Vahap.
Haftalardan, aylardan daha uzun sürer. Gündoğumu ile günbatımı
arasındaki süre öylesine uzundur ki, sanki zaman durmuş,
güneş batmayacak sanırsın; Şu lânet olası gün bitsin, dersin;
hayır, bitmez, bitmek bilmez.
Kimi günler böylesi uzundur, kimisi de çok kısa. Bakarsın, gün doğmuş. Bakarsın, batmış. Bu arada ben ne yaptım? diye sorarsın kendi kendine. Hiç.
Ama ben, doğrusunu istersen, böylesi günleri pek görmedim. Daha
çok bitmek bilmeyen günleri, geceleri yaşadım. Gerçeğin kendi olan
sanrılar, karabasanlarla dolu geceleri.
YouTube kitap kanalımda Semerkant kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: ytbe.one/yf0me602lnY
Daha önceden hiç denemediğim şekilde bir inceleme yazmak istedim. Bu kitap ve yazarı hakkında hissettiklerimi grafik şeklinde anlatmaktan başka çarem yok, size bu kitabı ve yazarın 3 kitap sonunda bana hissettirdiklerini anca böyle anlatabilirim.
Hayatımda ilk kez parabol bir yazar okuyorum. Amin Maalouf tam bir parabol yazar bence, kitaplarının edebi kalitesi zamanla bir parabol gibi yüksekten aşağıya düşüyor ve kitapları özelinde de bu edebi haz bölümler arasında yavaş yavaş düşüşe geçiyor.
Bu durumu şu grafikle yansıtmak istedim:
i.ibb.co/WPbJhDN/amin1.jpg
Görüldüğü gibi, edebi haz anlamında 1986 yılında çıkan Afrikalı Leo kitabıyla birlikte 1988 yılındaki Semerkant ile düşüşe geçen ve 1996 yılındaki Doğu'nun Limanları kitabında bana tam olarak edebiyat felaketi yaşatan parabolü, bundan başka anlatabilecek şansım yoktu çünkü.
Diğer bir grafiğimiz de Amin Maalouf'un bu kitabı, yani Semerkant üzerine:
i.ibb.co/yWHRJBT/amin2.jpg
Amin Maalouf'ta bir sorun var, adam gerçekten çok şey biliyor ve iyi bir okur olduğunu düşünüyorum. Tarafsız tarih anlatıcılığı, farklı toplumların doğrularından bakabilme özelliği ve Doğu'nun eksiklerinin neler olduğunu gerçekten isabetli konu seçimleriyle anlatmayı bilen bir adam. Ama konu edebiyata ve okuruna verdiği hazza gelince, orada durmak gerek.
Semerkant kitabının yarısından öncesini başka bir yazar, yarısından sonrasını ise başka bir yazar yazmış gibi sanki. Bir yazar kendi kitabı içerisinde nasıl bu kadar farklılaşabiliyor anlayabilmiş değilim. 173.