“Ya evlilik,” demiş annem ona, “ya da hiç. Ayrıca, evlilik olursa şunu bilmelisin: Kırlarda istediğin kadar kızla birlikte olabilirsin ama hiçbirini eve getirmeyeceksin çünkü sarayının salonlarında sadece ben salınacağım.”
Babam bütün ihtişamıyla karşısında durduğunda annem ona gülmüş. Seninle yatmak mı? Ne diye yapacakmışım bunu?
Babam istediğini alabilirmiş elbette. Ama Helios, ister köle kızlar olsun ister tanrıçalar, bütün kadınların kendi arzularıyla yatağına girmesiyle övünürdü. Sunakları bunun kanıtlarıyla, kocaman karınlı annelerin ve mutlu piçlerin adaklarıyla dolup taşardı.
Hayat, vücudunuzdan zerre zerre kopup ayrılarak göktaşları gibi sonsuzluğa doğru uçup gidiyor ve kanınızı canınızı götürüyor beraberinde: Yaşama zevkini. Artık siz bir kemik yığınından, homurdanan, mızıldanan bir iskeletten başka bir şey değilsiniz.
“Karı dediğin, güneş gibidir, more Panayi: Ne fazla uzakta dur, ne çok yakınına git. Hem karı, hem de gemi sahibi olmaya kalkarsan eninde sonunda birinden biri seni denizin dibine gönderir!
Çocukluktan çıktı mı insan canavar kesilir: ikiyüzlülükle başka bir kalıba girerek hayatı inkâr eder. İnsanlık binlerce yıldır yaratılışın kendisine anlattıklarından bir ibret dersi almasını bilmiş midir?