Abdurrahman Gümrükçü

Abdurrahman Gümrükçü
@ligarba61
A.D.M.M.A 1975-1980 kimya müh
Kimyacı
Ankara
Trabzon, 30 Eylül 1957
6561 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
10/10
·68 syf.··
Beğendi
·
2026 212. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:28
Bizim için umut var mı? Umut etmeli miyiz, yoksa umutsuzluğa mı kapılmalıyız? Umut ederek acaba kendimizi mi aldatıyoruz? Strasbourg Üniversitesi'nde okuyan üç yabancı öğrenci bu konu çevresinde tartışır: Anlatıcı, Altuğ, mühendislik öğrenimi gören bir Türktür; Doğu Avrupa'dan gelen Xeno, felsefede doktora yapar; ailesi Fransa'ya göç etmiş bir Brezilyalı olan Rapazinho ise sokaklarda resim yapan bir güzel sanatlar öğrencisidir. Bu üçlü, aslında tümüyle düşsel ve egzotik bir kafe olan Café Esperanza'da buluşup umut, varoluş, sanat ve yazın hakkında konuşurlar. Anlatı ilerledikçe, okuyucu, gözlerinin önünde gelişmekte olan metnin aslında Altuğ, Xeno ve Rapazinho'nun yazdıkları kitaplar olduğunu anlar.
Hayata Dair
Café EsperanzaAli Teoman · Yapı Kredi Yayınları · 2020140 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·706 syf.··
Beğendi
·
2026 211. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 23:43
Üç İstanbul, halk tabakasını değil elit zümreyi, iktidarı ve iktidarla yoğun bir ilişki kurınuş kişilikler arasındaki yozlaşınayı, çözülüşü, çürümüşlüğü ana tema olarak seçmiştir. Roman oradan bakarak bir aniatı oluşturur: iktidar seçkinlerinin bir anlatısı ve sosyolojisi ile yüz yüze getirir okuyucuyu. Roman toplumun çürüyen, bozulan, çöziilen yanlarını öne çıkardığı için hikaye ettiği dönemlere ait tipler bundan ötürü "yalnız kişisel çıkar ardında koşan insanlar, dalkavuklar, jurnalciler, iki yüzlüler, ancak başkalarının kötü durumlara düşmeleriyle mutlu olanlar, birbirlerinin kuyularını kazanlar, birbirlerinin karılarını baştan çıkaranlar, birbirlerinin servetlerine göz dikenler", iktidar gücüne sahip olmayı yahut iktidara yakın olmayı kendi çıkarı için kullanan lar, her zaman güçlü ve güçten yana tavır alanlar, takliti modernlikle eşleştiren kibir ve servet tutsağı kişilikler, savaş döneminde zenginleşen savaş vurguncuları olur. Amaç çürüyen İstanbul'un üç ayrı dönemini, bu dönemin sosyolojik gerçekliğine dayanarak açıklamaktır.
Hayata Dair
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20173,367 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 210. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 22:18
Bir diyalog ustasıdır da, Tarık Dursun, tıpkı Orhan Kemal gibi... Kişilerinin müthiş bir doğallıkla kurulmuş diyalogları, okurda, "gerçekte var olan", bu deniz kasabasında, şu kentte, belki hemen aşağı sokakta yaşadıklarına yemin edebileceği- niz "gerçek" insanların gerçek hayatlarının içinden geçtiğiniz duygusunu yaratır. Hikâyelerinin uzun bir hayata ait, pekâlâ birbirinin devamı gibi de okunabilecek anı parçaları hissi vermesi de yine bu doğallığından kaynaklanır. Yazarın çok ya- lın bir biçimde, çok az sözcükle ve şiddetli bir sinematografi içinde anlattığı her bir hikâyesinde başkalarının hayatlarının içinden geçtiğinizi sezersiniz... Hayatlarının içinden geçerken onların eksik kalmış hayallerinin, kalp kırıklarının, arzu ve umutlarının resmini seyretmiş, bugünleriyle birlikte geçmişlerine de tanıklık etmişsinizdir.
Hayata Dair
Sevmek Diye Bir ŞeyTarık Dursun K. · Yapı Kredi Yayınları · 2013112 okunma
10/10
·97 syf.··
Beğendi
·
2026 209. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 18:42
Leyla Erbil'in 1950 sonrasında kaleme aldığı öykülerde, neredeyse tabulaşmış aşk, sevgi, cinsellik, evlilik, aile, sadakat, namus gibi olgular, daha önce kimsenin pek dile getiremediği ve bugün bile birçok yazarın ifade etmekten çekineceği bir boyutta ele alınır. Yazarın sadece öykülerinde anlattığı konular değil, bunu anlatış tarzı, kullandığı dil ve anlatım teknikleri de dikkat çekici ve birbiriyle uyumludur. Leyla Erbil'in öykülerinde kadınlar, ön planda yer alır. Kadınların çoğu, toplumsal cinsiyetin onlara yüklediği rollerle var olmaya çalışır. Bu nedenle kadınlar, birey olmaktan çok “anne, kız, eş, sevgili" gibi konumların belirlediği anlamları taşırlar. Başkaldıran kadınlar ise bu rollere karşı çıkarak bireysel kimliklerini gerçekleştirme mücadelesi verirler. Öykülerde eleştirilen olaylar/durumlar, kimi zaman değişmez erkek bakış açısını yansıtırken; kimi zaman da kadınların, erkeğin bakış açısını haklı kılan ve bunu sömüren davranışlarıyla farklı bir boyut kazanır. Öykülerin merkezinde yer alan kadınlar ise genellikle olay ve olgulara eleştirel bir gözle bakabilen ve başkaldıran kadınlardır. Kadın anlatıcıların söylemleri, erkek bakış açısına göre şekillenen ve toplumsal cinsiyet anlayışını besleyen kadınların tutumları söz konusu olunca daha da sertleşir; giderek acımasız, eleştirel, ironik ve kara mizahi bir tona bürünür. Bu durum, yazarın söylemini feminist bir söylem olmanın ötesine götürür. Dolayısıyla kadınların başkaldırısı, erkeklerden çok, bu düzeni kuran ya da onun varlığını devam ettirmesini sağlayan kadınların tutumlarını hedef alır. Kimi zaman aykırı eylemlerle kendini gösteren başkaldırı, çoğu zaman düşünceyle sınırlı kalan metafiziksel bir başkaldırı olarak belirginlik kazanır.
Hayata Dair
GecedeLeyla Erbil · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20131,187 okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 208. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 17:15
Romandaki psikolojik derinliği anlamak için romancının hayatına bakmak gerekir. Kemal Tahir, on üç yıl hapiste kalır ve hapis hayatının verdiği sıkıntıları yaşayarak o psikolojiyi derinlemesine hisseder. Özellikle duygusal gelişim evresinin zirvesinde olduğu bir zamanda hapse girmesi onun şuur altına bazı şeylerin yerleşmesine sebep olur. Bu şuuraltı psikolojisiyle romanın kahramanlarını ve romanın mekânlarını subjektif tarzda tasvir ve tahlil eder. Baskılanma ve kapana kıstırılma duygusunun yansımaları görülür. Yediçınar Yaylası romanı bir vaka romanı, yani psikolojik bir roman değildir. Ama Kemal Tahir, özellikle kadın ve erkek kahramanların tahlilini yaparken hapiste olan insanların, genelinin libidinal duygularına tercüman olduğu kanaatini vermeye çalışır. Ayrıca Abuzer Ağa ailesi modelinde fakirlik psikolojisinin insanı nerelere getireceğini ve insana neler yaptırabileceğini de anlatır. Yediçınar Yaylası romanındaki şahıslardan hareketle aile yapısının sağlam bir aile yapısı olmadığı görülebilir. Sadakatsizliğin, ihtirasın, aldatmanın, yozlaşmışlığın ve bozulmuşluğun kendini tam hissettirdiği aile bireyleri Türk toplumunun hiçbir yerine yerleştirilemeyecek bir yapıda karşımıza çıkar. Romanda; sosyal, kültürel ve ahlâksal çözülmelerin olduğunu hissettiren bir şahıs kadrosu eylemleri gözler önüne serilmektedir. Yediçınar Yaylası’ndaki Kemal Tahir, romana bir yayla havasının serinliğinden çok bir hapis hayatının ve kapana kısılmışlığın ruhtaki olumsuz etkilerini, sübjektif gözlem ve tasvirlerin yansımalarını, tarihin ve Osmanlı devletinin son dönem kargaşasını yansıtır. Bu roman, okuyucuyu bazen kırsallığın saflığı arkasında bile sorgulamanın gerekliliği ilkesine yöneltir- Abuzer Ağanın tavrından hareketle- bazen de romanın asli unsurlarının tahlilindeki bedensel
Hayata Dair
Yediçınar YaylasıKemal Tahir · İthaki Yayınları · 2021667 okunma