Bu çok sağlam surlu şehirden de geçtim
Beni yalnız yarasalar tanıdı
Az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı
Adım hırsıza da çıkacaktı
Her evde kutsal kitaplar asılıydı
Okuyan kimseyi göremedim
Okusa da anlayanı görmedim
Kanunlarını kağıtlara yazmışlar
Benim anılarım gibi
Taşa kayaya su çizgisine
Gök kıyısına çiçek duvarına değil
Kedi yavrularından başka
- O da gözleri açılmamış olanlardan başka -
El uzatmaya değer
Soluk alır bir nesne bulamadım
Bir gün daha öldü
Ey batıdaki mağaralar
Beni afyonunuz bağlasaydı da
Uyusaydım
Bu katı bu sert kente gelmeseydim
Bir kaç eski ölünün kemiğini fosforladım
Işıklarını arttırdım bin yıl sonraki çocuklar için
Yaşlı bir adamın şapkasını düşürdüm
Karpuz kopardım
Dağdan taş yuvarladım
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kimi yedı kat yerin dibine batmıştır
Yavaş yavaş çiseleyen yaz yağmuru Babil'dir
Lüt şehri ansızın gelen gök sesidir
Bardaktan boşanan İsken deriye' dir
Isparta bir güz kırağısı Kudüs bitmeyen bir kış
Roma her şimşek çakışında bir kere daha yakılır
Atina'yı bir lodos çizer ufuklara
Sonra birden silinir ters dönmüş bir fırtınayla
Bir boğa rüzgarıyla sabahın lambası bir poyrazla
Nuh şehri boğulmuştur
O kurtaran geminin enkazı yoktur
Çünkü o gemi ölmemiştir
Bir şelale üstündedir sağdır dipdiridir
Bir yay gibi yeni bir çağa gerilmiş
Bir tufan öncesinin telaşı içindedir
Üflenecek Sür için kulağı kiriştedir
Her deprem ölü bir şehrin öfkesidir
Zavallı bir diriliş girişimidir
Eski olan kendini yapmak için
Yeninin düzgün taşlarını devirir
Böylece gündüz bir kere daha taşların altında kalır
Afrod it' in heykeli tam ortasından biçilir
Putlar öğlenin yüksek fırınında erir
Bir mangal dolusu kül haline gelir
Her deprem sanki muzip bir tarihçınin işidir"
At doğnıldu başını daha dik tuttu
Adam doğruldu atın ipini tuttu
Gün doğruldu doğu kubbelerini tuttu
Ve humma yeli üfürdü atlı adamı güneşle birlikte
Senin öminde kaldı yalnız uçsuz bir yol ve bucaksız bir ülke
(1966)
Düşman atlarınca çiğnenmiş
Olmaktan güç kurtarılmış gibi
Ve ağaçlar birden duyarlar toprak anayı
Benimserler biraz daha köklerini yapraklarını
Bir gül kırılır ve düşer yere güllerin akşamı
Bir kuş ilk defa uçar ve başarır
Konmaz artık sivri olmayan hiçbir yere
Bir bulut kopar ve alçalır
İçinde açılır yamyassı bir ayna
Ve kayalar hep kendilerini seyreder orda
Dağın bütün madenleri
Bir akşam kervanı gibi toplanır
Usta sesini yükseltmek zorunda kalır
Çocuksa her vakitki gibi sıkışmıştır
İzin isteyemez öylesine sıkışmıştır
Bütün alınlar yere değer
Caminin bir saçağı düşer ansızın
Namazda Gök Gürültüsü Süresi
Bir kılıç gibi kınından sıyrılır
Boyuna yeşil kavisler çizen
Bir kemer mimarı olur havada
Gök şehrin üstünden bir tank gibi geçerken
Ses sezer yeni heykel olma dileklerini
Ağ ağır ağır çekilirken
Usul usul o göğün mucizesi
O sonsuzluk ipinin yağı
Büyük Yağmur boşanır zincirinden
(1965, Aralık)
Yırtınsa da olduğu yerde bekçi köpek
Çoban kavalı üflemekle eritse de
Dağın yankı kovanı gök sesi
Çınlayınca doğudan kuzeyden batıdan
Kalaycılar kuyumcu eskileri
Bulut içinde donatınca çarşı dükkan
Yağmurdan önce çalan bulutun çanı
Şiddetli meleklerin şidqet meleklerinin
Bütün şehirlere ilkin giren borazanı
İsrafil'in sürundan küçük bir dünya örneği
Kulaklara giren rüzgar beyazlığı
Yaz annelerine yatakları kaçırın diyen en yabancı
Bin kollu taş yontucusu gök işçisi
Elektrikten balyozunu sallayınca
Kımılların ürküttüğü dut düşer
Nar Tanrı Cennetine yaklaşmış gibi
Bütün verimiyle daha erken kızarır
Anlar ki dönmeyecek o genç nişanlı
Dönmeyecek askerden anlar bunu evin kızı
Ve çarşıda pazarlık bir an için sona erer
Ve bir şehir büyüklüğünde bir tabut
Bacaların siyah ellerinin üstünde gider
Ve çocuk der anne' bu bağıran
Hayvanın adı ne
Cevapsız bir sıını dur bu
Ama çocuk bir boğa gibi düşünür onu
Korkar bu sesten evin ocağına yaklaşır
Ve ocakta ateş daha bir
Yaşlı ve karanlık bir incirdir
Deniz bir sancak gibi sallanır
Bir savaşta yere düşmüş de
GÖK GÜRÜLTÜSÜ ANITI
Keçiler keçiler incil sesli keçiler
Krom yüklü bulutlar geçince
Birikince kül duman sis çamuru
O ses o et yiyen ağaçların
O eski şehirlerin yıkıntı sesleri
O putların alacakaranlığı
Yağmurdan önce yere dökülünce
Gökteki birikintidir gökteki birikinti
Gökleşmiş birikinti
O kılıç birikintisi
Göğün öfke kıvamı al basması
Şiddetli gül özü gül toplamı
Bir ikindi vakti
O gök gürültüsü işitilince
Aşınca mermer kulakları bile
Keçiler kafatası çıngıraklı keçiler
Kaçar kaçarlar dağa doğru