Abdurrahman Gümrükçü

Bu çok sağlam surlu şehirden de geçtim Beni yalnız yarasalar tanıdı Az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı Adım hırsıza da çıkacaktı Her evde kutsal kitaplar asılıydı Okuyan kimseyi göremedim Okusa da anlayanı görmedim Kanunlarını kağıtlara yazmışlar Benim anılarım gibi Taşa kayaya su çizgisine Gök kıyısına çiçek duvarına değil Kedi yavrularından başka - O da gözleri açılmamış olanlardan başka - El uzatmaya değer Soluk alır bir nesne bulamadım Bir gün daha öldü Ey batıdaki mağaralar Beni afyonunuz bağlasaydı da Uyusaydım Bu katı bu sert kente gelmeseydim Bir kaç eski ölünün kemiğini fosforladım Işıklarını arttırdım bin yıl sonraki çocuklar için Yaşlı bir adamın şapkasını düşürdüm Karpuz kopardım Dağdan taş yuvarladım
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kimi yedı kat yerin dibine batmıştır Yavaş yavaş çiseleyen yaz yağmuru Babil'dir Lüt şehri ansızın gelen gök sesidir Bardaktan boşanan İsken deriye' dir Isparta bir güz kırağısı Kudüs bitmeyen bir kış Roma her şimşek çakışında bir kere daha yakılır Atina'yı bir lodos çizer ufuklara Sonra birden silinir ters dönmüş bir fırtınayla Bir boğa rüzgarıyla sabahın lambası bir poyrazla Nuh şehri boğulmuştur O kurtaran geminin enkazı yoktur Çünkü o gemi ölmemiştir Bir şelale üstündedir sağdır dipdiridir Bir yay gibi yeni bir çağa gerilmiş Bir tufan öncesinin telaşı içindedir Üflenecek Sür için kulağı kiriştedir Her deprem ölü bir şehrin öfkesidir Zavallı bir diriliş girişimidir Eski olan kendini yapmak için Yeninin düzgün taşlarını devirir Böylece gündüz bir kere daha taşların altında kalır Afrod it' in heykeli tam ortasından biçilir Putlar öğlenin yüksek fırınında erir Bir mangal dolusu kül haline gelir Her deprem sanki muzip bir tarihçınin işidir" At doğnıldu başını daha dik tuttu Adam doğruldu atın ipini tuttu Gün doğruldu doğu kubbelerini tuttu Ve humma yeli üfürdü atlı adamı güneşle birlikte Senin öminde kaldı yalnız uçsuz bir yol ve bucaksız bir ülke (1966)
Sayfa 161·Kitabı okuyor
Şiir
Düşman atlarınca çiğnenmiş Olmaktan güç kurtarılmış gibi Ve ağaçlar birden duyarlar toprak anayı Benimserler biraz daha köklerini yapraklarını Bir gül kırılır ve düşer yere güllerin akşamı Bir kuş ilk defa uçar ve başarır Konmaz artık sivri olmayan hiçbir yere Bir bulut kopar ve alçalır İçinde açılır yamyassı bir ayna Ve kayalar hep kendilerini seyreder orda Dağın bütün madenleri Bir akşam kervanı gibi toplanır Usta sesini yükseltmek zorunda kalır Çocuksa her vakitki gibi sıkışmıştır İzin isteyemez öylesine sıkışmıştır Bütün alınlar yere değer Caminin bir saçağı düşer ansızın Namazda Gök Gürültüsü Süresi Bir kılıç gibi kınından sıyrılır Boyuna yeşil kavisler çizen Bir kemer mimarı olur havada Gök şehrin üstünden bir tank gibi geçerken Ses sezer yeni heykel olma dileklerini Ağ ağır ağır çekilirken Usul usul o göğün mucizesi O sonsuzluk ipinin yağı Büyük Yağmur boşanır zincirinden (1965, Aralık)
Şiir
Yırtınsa da olduğu yerde bekçi köpek Çoban kavalı üflemekle eritse de Dağın yankı kovanı gök sesi Çınlayınca doğudan kuzeyden batıdan Kalaycılar kuyumcu eskileri Bulut içinde donatınca çarşı dükkan Yağmurdan önce çalan bulutun çanı Şiddetli meleklerin şidqet meleklerinin Bütün şehirlere ilkin giren borazanı İsrafil'in sürundan küçük bir dünya örneği Kulaklara giren rüzgar beyazlığı Yaz annelerine yatakları kaçırın diyen en yabancı Bin kollu taş yontucusu gök işçisi Elektrikten balyozunu sallayınca Kımılların ürküttüğü dut düşer Nar Tanrı Cennetine yaklaşmış gibi Bütün verimiyle daha erken kızarır Anlar ki dönmeyecek o genç nişanlı Dönmeyecek askerden anlar bunu evin kızı Ve çarşıda pazarlık bir an için sona erer Ve bir şehir büyüklüğünde bir tabut Bacaların siyah ellerinin üstünde gider Ve çocuk der anne' bu bağıran Hayvanın adı ne Cevapsız bir sıını dur bu Ama çocuk bir boğa gibi düşünür onu Korkar bu sesten evin ocağına yaklaşır Ve ocakta ateş daha bir Yaşlı ve karanlık bir incirdir Deniz bir sancak gibi sallanır Bir savaşta yere düşmüş de
Şiir
GÖK GÜRÜLTÜSÜ ANITI Keçiler keçiler incil sesli keçiler Krom yüklü bulutlar geçince Birikince kül duman sis çamuru O ses o et yiyen ağaçların O eski şehirlerin yıkıntı sesleri O putların alacakaranlığı Yağmurdan önce yere dökülünce Gökteki birikintidir gökteki birikinti Gökleşmiş birikinti O kılıç birikintisi Göğün öfke kıvamı al basması Şiddetli gül özü gül toplamı Bir ikindi vakti O gök gürültüsü işitilince Aşınca mermer kulakları bile Keçiler kafatası çıngıraklı keçiler Kaçar kaçarlar dağa doğru
Şiir