Bahar

Oysa Kizuki'nin öldüğü geceden itibaren artık ölümü (ve yaşamı) böylesine basit bir biçimde düşünemez oldum. Ölüm yaşamın karşıtı değildi artık. Ölüm, daha hayatımın başlangıcından itibaren yaşamımın bir parçasıydı, istesem de istemesem de bunu hiçbir çaba unutturamazdı. O mayıs gecesinde on yedi yaşındaki Kizuki'yi aldığında ölüm, beni de ele geçirmişti.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
"İyi bir insan olmak çok da hoş olmayabilir küçük 6655321. İyi bir insan olmak korkunç olabilir. Bunu sana söylerken, kulağa ne kadar çelişkili geldiğini biliyorum. Bu mesele yüzünden gecelerce gözüme uyku girmeyeceğini biliyorum. Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? Bunlar derin ve zor sorular küçük 6655321."
"Ölüm ve doğum, insanın kendi başına yaşadığı deneyimlerdir. Yalnız başımıza doğar, yalnız başımıza ölürüz. Anamızdan kopup dünyaya geldikten sonra ölümle bitecek olan o sancılı yolculuğa çıkarız. Ölüm kendinden önceki yaşama dönüş mü? Ölüm denen şey, günle gecenin, zamanla sonrasızlığın karşıt olmadıkları, doğum öncesi yaşamın yeniden yaşanması mı acaba? Ölmek demek, canlı varlığın sonu mu? Sakın ölüm, gerçek yaşam olmasın? Doğum eğer ölüm yolculuğun başlangıcıysa; neden ölüm de doğum olmasın? Bilmiyoruz! Bilmiyoruz ama bütün varlığımızla, bizi ezen bu karşıtlıktan kurtulmaya çabalıyoruz. Kendi varlığının bilincinde olmak zaman, akıl, töre ve alışkanlıklar gibi hemen her şey bizi bir yandan yaşamdan uzaklaştırmaya özendirirken; öte yandan, her şey bizi doğduğumuz yere, yaratıcı kucağa dönmeye zorlamıyor mu? Aşktan beklediğimiz de birazcık gerçek yaşam, birazcık gerçek ölüm değil mi? Aşkı mutluluk için değil, olsa olsa, karşıtlıkların duyumsanmayacağı, yaşamın ölümle, zamanın sonrasızlıkla bir ve birlik olabileceği o gizemli an için isteriz. Derinden derine sezeriz ki yaşamla ölüm aslında tek gerçekliğin -karşıt ama bütünleyici- iki yüzüdür. Aşk eyleminde, yaratma ile yıkma birleşir; çok kısa bir an için de olsa insan, yetkin bir durumu sanki yakalayıp yaşamış gibi olur."
Sanırım kim olduğumu merak ediyorsun ama ben sürekli bir adı olmayanlardanım. Adım sana bağlı. Aklından geçtiği gibi seslen bana. Eğer uzun zaman önce olmuş bir şeyi düşünüyorsan, diyelim biri sana bir şey sormuştu ve sen de cevabını bilmiyordun. İşte benim adım o. Belki çok sıkı bir yağmur vardı. İşte benim adım o. Ya da biri senden bir şey yapmanı istemişti. Sen de yapmıştın. Sonra dediler ki yaptığın şey yanlış - ‘hatam için üzgünüm,’ dedin- ve başka bir şey yapmak zorunda kaldın. İşte benim adım o. Belki çocukken oynadığın bir oyundu ya da yaşlanıp da camın kenarında otururken, aklına öylesine gelen bir şey. İşte benim adım o. Ya da bir yerlere yürüdün. Her yerde çiçekler vardı. İşte benim adım o. Belki bir nehre bakakaldın. Yanında seni seven birileri vardı. Neredeyse dokunacaklardı sana. Daha onlar dokunmadan hissetmiştin bunu. Sana dokundular. İşte benim adım o. Ya da birilerinin çok uzaklardan seslendiğini duydun. Sesleri neredeyse bir yankıydı. İşte benim adım o. Belki uzanmıştın yatakta, uykuya dalacaktın neredeyse ve birden bir şeylere gülmeye başladın, kendinle ilgili bir şakaya, günü bitirmek için güzel bir yol. İşte benim adım o. Ya da lezzetli bir şeyler yiyordun ve bir an ne yediğini unuttun ama devam ettin yemeye, iyi bir şey olduğunu bilerek. İşte benim adım o. Belki gece yarısıydı ve ateş, ocağın içinde bir çan gibi çaldı. İşte benim adım o. Ya da belki o kadın o lafı edince sana, kendini kötü hissettin. Başka birilerine de anlatabilirdi: onun sorunlarını daha iyi bilen birine. İşte benim adım o. Belki de alabalıklar yüzüyordu su birikintisinde ama nehir sadece sekiz santim enindeydi ve ay benÖLÜM'ün üzerinde parıldıyordu ve karpuz tarlaları alabildiğine ışıldıyordu, karanlık ve ay her bitkiden doğuyor gibiydi. İşte benim adım o…