erkeğin ve/veya kadının "yapabilecekleri" arasında aşılmaz duvarlar yoktur. ben'in önemi hiç bu kadar gülü olmamışken aynı zamanda geçmiş dönemlerden daha yoğun bir yalnızlık ve aşk ihtiyacı ortalıkta dolanıp durmaktadır. elbette çift kaybolmuş değildir, fakat çift olmanın dinamiği, örf ve adetlerin ilerlemenin insan varlığının tektipleşmesinin gelişiminin hem avntajlarına hem de boğuntulaına maruz. kalmaktadır. bir yandan hepimiz b birbirimize benzer hale geliyoruz, androjin oluyoruz, diğer yandan kronik bir benmerkezciliğe doğru evriliyor, yalnızca kendimize bakıyoruz. ötekinden bizi tatmin edecek hazineler beklerken sonuçta öteki giderek önemsizleşiyor. ötekinin bu "değersizleşmesi" bizim abartılı narsizmizimizin doğrudan sonucudur. duygular değişmektedir. kıskançlığın yerini ilgisizlik almıştır. militan bireycilik çağındayız, kendine yeterli olmak kişisel gelişimin en değerli yanı olmuştur. buna paralel olarak her şey hızlanmaktadır. hatta demografik toplumsal ve ekonomik bir kaza riski pahasına da olsa her şey hızalanmak zorundadır. bir sürat spirali içindeyiz. daha hızlı tüketiyoruz "çifti" de tüketiyoruz. bireysel düzeyde aşk ilişkilerinde : baştan çıkarma süreleri kısaldı, yakınlaşma çabuk, neredeyse hemen sonuç alınıyor, boşanmak "kolay" aileler çözülüp yeniden oluşuyor. çağımız hız çağı önem taşıyan şey bu baş döndürücü sürece dahil olabilmek için öteki üzerinde belli bir iktidardan yararlanmak. her koşulda kapı "iktidar edinmenin" en yeni aygıtı manipülasyona ardına kadar açık
sahip olduğumuz bütün zamanın şarap gibi şişelenip bize uzatıldığını hayal edin. bu şişenin ömrünü nasıl uzatırız? yudum yudum içip tadını çıkararak mı yoksa kafaya dikerek mi?
schopenhaur "başkaları gibi olmak adına benliğimizin dörtte üçünü kaybederiz" der. hal böyleyse ideal aşk kaybettiğimiz bu parçaları bulma yoludur belki; çocukluğumuzun başında bir yerlerde kaybettiğimiz özgürlüğü. belki de aşk tuhaf yönlerimizi göstermekten çekinmediğimiz insanı bulmaktır sadece.