"HERKES KAYBEDER"
Gönül gergefine sus mu dokudun
Erenler sözüne darılsın diye
Lisanı bilmeden aşk mı okudun
Ozanlar sazına sarılsın diye
Hangi dem kapanır hicran yarası
Kuyuyla gömlekmiş ahret parası
Gönüldeki sevdan akşam karası
Yıldılar izine serilsin diye
Lûtfedilen cana bıçak dayandı
Cihan kadar geniş yürek ayandı
Ozanca sözünü Hak'tan sayandı
Edebin özüne varılsın diye
Aşk, bazen bir sözle anlatılamayan, bazen de binlerce söze sığmayan bir sırdır. İnsan, onu yaşar ama tarif edemez; dokunur ama kavrayamaz. Çünkü aşk, varlığın ötesinde, hiçliğin kapısında başlayan bir yolculuktur.
Eşiğine basmaya kıyamadığınız bir sevgi, aşk’tır. Gönül şehrinin hudutlarını çizemediğiniz, geceye mülteci bir sükûtla bel bağladığınız bir hâl, aşk’tır.
Aşk, yıldızların bile yasını tuttuğu bir kayıptır. Pazarda ucuza satılmayı göze almak, yâr uğruna her şeyden vazgeçmektir. Onun nefesinin zindanında müebbet yemektir.
Ve aşk, göğe dayanan bir merdivendir aslında. İnsan, âhıyla göğün kapılarına varır; gözyaşıyla arınır, sabrıyla pişer.
Aşk dediğimiz şey, ne yalnızca sevmektir ne de yalnızca özlemek. O, insanı varlığından soyup hiçliğe bırakır. Çünkü aşk, insanın Rabbini hatırladığı en derin sükût, en gizli dua, en sahici yolculuktur.
Şiir, bazen bir yaraya dokunur, bazen de insanın içindeki en derin sessizliği dillendirir. “Herkes Kaybeder”, tam da böyle bir yolculuğa davet ediyor bizleri. Daha ilk sayfalardan itibaren insan, kendi kalbine eğiliyor; sevdiklerini, kaybettiklerini, özlemlerini ve suskunluklarını yeniden hatırlıyor.
Kitabın ismi bir itiraf gibi: “Herkes Kaybeder.” Çünkü insan, hayatı boyunca birçok şeyin eksilişine tanık olur. Aşkı kaybeder, zamanı kaybeder, çocukluğunu kaybeder… Ama şair, bu kaybedişlerin arasında bir istisnayı hatırlatıyor: “Birbirini Allah için