Aşkın Lal lisanı... LAL MASALLAR..
Puan vermedi·136 syf.··
2026 9. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 15:03
Günlerdir Murathan Mungan'ın Lal Masallar kitabi ile hemhal olmaktayım. (Nasıl zamansız bir yazarsın?..) Kitap üç masaldan oluşuyor. İkinci masalı  Billur Köşk'de, Dağın, Selvihan ve Muradhan'ın mümkünsüz aşk hikayesinin ovalardan doruklara semahını izledim. "Anlatsam inanmazlar oğul, masal derler..." diye başlıyor Mungan hikayesine... İNANDIM. Billur Köşk, sadece bir hikaye değil; yalnızlığın ve trajik bir aşkın ilmik ilmik işlendiği bir gergef gibi. Bu masalı okurken Billur Köşk o ulu, hasmetli, lâl olmuş yalnızlığı ile gözümde; Ağrı Dağı'nı canlandırdı... Eğer bu dağ için bir destan yazılacaksa, o destana imzasını ancak Murathan Mungan atabilir. Yazar, kelimeleriyle o yüce dağın eteklerine, düğün şerbetinin ağuya, raksın ise ölüme dönüştüğü o Billur Köşk; cereni Selvihan ve kış gölü Muradhan'ı ölümsüzleştirdiği o vakur dağ, aynı zamanda onların dilsiz vedasını mühürleyen bir abide gibi gözümde büyüdü, anlam kazandı, yüceleşti. Dağ, bir hikayeyi tek başına anlatabilir mi ? Anlatır... "masalı ise bin kişi dinler, bir kişi anlar." "Billur Köşk destana karıştı, söylenceye karıştı. Ölümden düğün yapan Billur Köşk kalmadı geriye. Ağusu kaldı, o da lal rengi bir masaldı. Buna sebep kimse bilmezdi bu masalı, kimse bilmedi bu masalı. Destanın tarihinde gizli bir ır­mak gibi aktı. Gün geldi biri bildi, o da tuttu adını verdi." Çavdar Tarlasındaki Karahindiba:
1000Kitap
Lal MasallarMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20231,761 okunma
Üçüncü Sır
Puan vermedi
"Şu hadsiz kâinâtı şenlendiren, bilmüşâhede (gözle görünen), rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcûdâtı ışıklandıran, bilbedâhe (açıkça), yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyâcât içinde yuvarlanan mahlûkâtı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve, bir ağacın bütün hey’etiyle (yapısıyla) meyvesine müteveccih (yönelen) olduğu gibi, bütün kâinâtı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muâvenetine (yardımına) koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu fânî insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedî bir Zâta muhâtab ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir." Ey insan, madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-ı mahbubedir. "Bismillahirrahmanirrahîm" de, o hakikata yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacatın elemlerinden kurtul ve o Sultan-ı Ezel ve Ebed'in tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatıyla ve şefaatıyla ve şuaatıyla o Sultan'a muhatab ve halil ve dost ol! Evet kâinatın enva'ını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hacatına kemal-i intizam ve inayet ile koşturmak, bilbedahe iki haletten birisidir: Ya kâinatın herbir nev'i kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor. -Bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhalâtı intac ediyor. İnsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir Sultan-ı Mutlak'ın kudreti bulunmak lâzım geliyor.- Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlak'ın ilmi ile bu muavenet oluyor. Demek kâinatın enva'ı, insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir. Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki: Bütün enva'-ı mahlukatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Yeni Asya Neşriyat · 20106,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Puan vermedi·174 syf.·
2025 941. kitabı
Tanzimat dönemi nedir? Tanzimât, Osmanlı İmparatorluğu'nda 1839 yılında Tanzimât Fermânı olarak bilinen Gülhane Hatt-ı Şerifi'nin okunmasıyla başlayan modernleşme ve yenileşme döneminin adıdır. Sözcük anlamı "düzenlemeler, reformlar" demektir Tanzimat şiiri ne demek? Şiir edebiyat alanında bulunan yazın türlerinden birisidir. Tanzimat dönemi temsilcileri şiirin konusunu ve anlatımını değiştirmiş kişilerdir. Tanzimat dönemi şiirlerinde genellikle aşk, hasret, ayrılık gibi konular bir yana bırakılmış, daha çok eşitlik, özgürlük ve toplumsal konulara önem verilmiştir. Tanzimat dönemi şairleri kimlerdir? Tanzimat edebiyatının birinci dönemi 1860-1876 arasını kapsar. Bu dönemin en önemli şairleri Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal'dir. Hatta bu devreye Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal Mektebi de denir. Türk şiirinin yenileşmeye attığı ilk ciddi adımlar bu şairler sayesinde mümkün olmuştur. Tanzimat dönemi ne zaman bitti? Geleneksel olarak 1839-1876 dönemi tarihimizde “Tanzimat Devri” olarak adlandırılmış, bu devirde tekrar iki kısma ayrılarak incelemelere konu edilmiştir. İlk dönem “Gülhane Hatt-ı Hümâyunu Devri” İkincisi ise “Islahat Fermanı Devri” (1856-1876) olarak değerlendirilmektedir. Yeni Lisan Hareketinin üç önemli isminden biri olan Ömer Seyfettin’in YENİ LİSAN’ı ve edebiyat tarihimizde I. Yeni yahut daha çok anılan ismiyle Garip Hareketi’nin en önemli ismi Orhan Veli’nin kaleme aldığı GARİP adlı manifestosunun sadeleştirilmiş metinlerinden oluşmaktadır. Çalışmada bu metinlerin ve yazarlarının edebiyat tarihimizdeki yeri ve önemine de değinilmiştir" "Bu çalışma sırasıyla Modern Türk Edebiyatı içinde oldukça önemli bir yere sahip olan ve degeri anlatıyor Modern Türk Edebiyatına Yön Veren Metinler
Araştırma İnceleme Edebiyat
Modern Türk Edebiyatına Yön Veren MetinlerÖzer Şenödeyici · Kitabevi Yayınları · 20241 okunma
Puan vermedi·396 syf.··
2025 20. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2025 18:49
Roman, 1 Ekim 1856 ve 15 Aralık 1856 arasında La Revue de Paris’te ilk kez tefrikalar halinde yayınlandığında, kamu savcıları tarafından müstehcenlik nedeniyle hakkında soruşturma başlatılmıştır. Ocak 1857’de ortaya çıkan dava yoğun ilgi çekmiş, Flaubert’in 7 Şubat 1857’deki beraatinden sonra, Madame Bovary, Nisan 1857’de iki ciltte yayınlandığında en çok satan kitap olmuştur. Romantizmin idealist yaklaşımına bir tepki olarak ortaya çıkan roman, realizm akımının ilk ve en önemli örneklerindendir. Bu kitaptan sonra bovarizm akımı oluşmuş ve psikolojide tatminsizlik, memnuniyetsizlik anlamına gelen bir rahatsızlık olarak yer almıştır. ( Wikipedia) “Leon’a aşıktı; yalnızlığı araması da onu düşünüp haz duymak içindi. Onun kendisini görmek, hayalin verdiği zevki bozuyordu. Leon’un ayak seslerini duyunca yüreği çarpar, sonra karşısına çıkınca heyecanı geçip en sonunda hüzne dönen bir büyük hayretten başka bir şey duymazdı.” Aslında kitaptaki bu cümleler Emma’nın evliliği sırasında yaşadığı romantik bir takım duyguları ( aşk denir mi denmez mi bilemiyorum) özetliyor. Emma evlilik hayatından, yaşamından, yaşadığı çevreden sıkılıp, kendini tabiri caizse önüne çıkan heyecanlara teslim eder. “Yeniliğin cazibesi tıpkı bir elbise gibi, azar azar sıyrılıp düşerek, ihtirasın hep aynı şekilleri ve aynı lisanı olan o ezeli yeknesaklığını çırılçıplak ortada bırakıyordu.” Kitaptaki birkaç cümleyi gözümde canlandırdığımda, Aşkı Memnu dizisine hayli benzediğini gördüm. Kimbilir belki de Halit Ziya Uşaklıgil ya da senaristler bu kitaptan esinlenmiştir(!) Gelelim bende bıraktığı etkiye: Ben genel olarak okurken keyif aldım. Yazarın üslubu, sıkça dönemin yazar ve düşünürlerini anması ( Voltaire, Balzac, George Sand), din eleştirisi, toplum eleştirisi, kadınların toplum hayatındaki yeri
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,9bin okunma
10/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2025 450. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 05 Eylül 2025 23:32
"HERKES KAYBEDER" Gönül gergefine sus mu dokudun Erenler sözüne darılsın diye Lisanı bilmeden aşk mı okudun Ozanlar sazına sarılsın diye Hangi dem kapanır hicran yarası Kuyuyla gömlekmiş ahret parası Gönüldeki sevdan akşam karası Yıldılar izine serilsin diye Lûtfedilen cana bıçak dayandı Cihan kadar geniş yürek ayandı Ozanca sözünü Hak'tan sayandı Edebin özüne varılsın diye Aşk, bazen bir sözle anlatılamayan, bazen de binlerce söze sığmayan bir sırdır. İnsan, onu yaşar ama tarif edemez; dokunur ama kavrayamaz. Çünkü aşk, varlığın ötesinde, hiçliğin kapısında başlayan bir yolculuktur. Eşiğine basmaya kıyamadığınız bir sevgi, aşk’tır. Gönül şehrinin hudutlarını çizemediğiniz, geceye mülteci bir sükûtla bel bağladığınız bir hâl, aşk’tır. Aşk, yıldızların bile yasını tuttuğu bir kayıptır. Pazarda ucuza satılmayı göze almak, yâr uğruna her şeyden vazgeçmektir. Onun nefesinin zindanında müebbet yemektir. Ve aşk, göğe dayanan bir merdivendir aslında. İnsan, âhıyla göğün kapılarına varır; gözyaşıyla arınır, sabrıyla pişer. Aşk dediğimiz şey, ne yalnızca sevmektir ne de yalnızca özlemek. O, insanı varlığından soyup hiçliğe bırakır. Çünkü aşk, insanın Rabbini hatırladığı en derin sükût, en gizli dua, en sahici yolculuktur. Şiir, bazen bir yaraya dokunur, bazen de insanın içindeki en derin sessizliği dillendirir. “Herkes Kaybeder”, tam da böyle bir yolculuğa davet ediyor bizleri. Daha ilk sayfalardan itibaren insan, kendi kalbine eğiliyor; sevdiklerini, kaybettiklerini, özlemlerini ve suskunluklarını yeniden hatırlıyor. Kitabın ismi bir itiraf gibi: “Herkes Kaybeder.” Çünkü insan, hayatı boyunca birçok şeyin eksilişine tanık olur. Aşkı kaybeder, zamanı kaybeder, çocukluğunu kaybeder… Ama şair, bu kaybedişlerin arasında bir istisnayı hatırlatıyor: “Birbirini Allah için
Edebiyat
Herkes KaybederTolga Yüksel · Vilayet Yayınevi · 20231 okunma