Yüzüklerin Efendisi hikâyesinin nasıl geliştiğini soranlara: "Hiç kimse böyle bir hikâyeyi bir ağacı gözlemlemeden sadece yapraklarına bakarak veya genel geçer botanik yahut toprak bilgisiyle yazamaz. Bu aklı yapraklarından oluşmuş gübreli toprağın altında, o karanlıkta gelişip büyüyen bir tohum gibidir. Öyle aniden
ortaya çıkmaz. Unutulup gitmiş zamanlardan sonra, çok derinlerde kalmış, önceden düşünülmüş, görülmüş ve okunmuş şeylerden çıkar. Burada bahçıvanın da seçim
yapması önemlidir. İnsanın kişisel gübre yığınına neler attığı da çok önemlidir. Benim o çürümüş yaprak yığınım, o gübre yığınım dilbilimden oluşuyordu" diye cevap veriyordu. Tam olarak buna inanan Tolkien, hayal
gücünün büyüklüğünü, bir tohumun doğru yere ekilip doğru şekilde büyütülmesi gibi zamana ihtiyaç duyarak kök saldığına benzetiyordu. Hayal güçleri yaşanan ve zamanla demlenen deneyimlerden beslenir, onlardan oluşur.
"Hadi in atların üzerinden ve soluklan. Gidecek bir yer yok. Kendinle yaşayacaksın, kendine dayanacaksın, kendini arayıp, her seferinde bulduğunu kendin sanacaksın."
Ufukta, gökyüzü göz kamaştırıcı bir laciverte büründü, içinden ansızın ateş saçan sütunların ve sarmalların göğe yükseldiği, ışık demetlerinin oynaştığı parlak bir kubbeye dönüștü. Gökyüzünü yanıp sönen, sürekli titreşen ve hızla değișen renk kordonları kaplamıştı șimdi.
Az önce küçük bir tepenin ve taș yığınının olduğu yerde bir kule yükseliyordu.
Tek parça siyah mermerden yapılmış gibi dümdüz, ince ve uzun, ışıl ışıl tüm görkemiyle duruyordu orada. Birkaç penceresinden alevler fışkırıyor, en tepesindeki kurșun külahı arkasında kutup ışıkları parıldıyordu.
Bonhart, kızın eyerin üzerinde ona doğru döndüğünü gördü. Kızın yeşil gözlerini ve berbat bir yara iziyle kaplı yanağını gördü. Kızın, kara kısrağı dürttüğünü, taș kemerin altından hiç acele etmeden geçtiklerini gördü.
Sonra da gözden kaybolduklarını.
"Siyah bir kısrağa binmişsin..." diye mırıldandı. "'Mezar gibi kapkaranlık bir gecede... Arkanda bıraktığın izleri siliyorsun.."
Kız, arkasına dönüp ihtiyara baktı. Atkısını yeniden yüzüne dolamıştı ve çevresine siyaha boyalı hayalet gözleriyle bakıyordu.
"Karşına çıkan ölümle mutlaka buluşacak," diye kekeledi ihtiyar.
"Çünkü sen ölümsün."
Kız baktı ona. Uzun uzun baktı. Bakışları kayıtsızdı.
"Haklısın," dedi sonunda.