Huzuru bozulmamıştı ama üzülmüştü ve hatta nedenini bilmeden göz yaşı bile dökmüştü.Yalnız bu,aşağılanmış olmaktan kaynaklanmıyordu.Kendisini aşağılanmış hissetmiyor du;daha ziyade suçlu hissediyordu.çeşitli hayal meyal duyguların etkisi altında,yaşamın geçip gitmekte olduğunun bilinci ve yenilik isteğiyle kendisini o bilinen çizgiye kadar gelmeye zorlamış,bu çizginin ötesine bakmak zorunda bırakmış ve orada derin bir uçurum da değil,bir boşluk.... ya da bir çirkinlik görmüştü.
Ne yağmurun ,ne rüzğarın.ne de ateşin işlenen suçların izlerini silemeyeceğine inanılırdı.Adalet ,bir demircinin elindeki güçlü çekiç gibi asılıydı dünyamızın üstünde .Bir süre demircinin havada kalan kolu ,beklenmedik bir anda, hemde büyük bir güçle örsün üzerine iniverirdi.Köylü deyimiyle güneş ışığında toz zerrecikleri bile görülürdü..
Şiirleri de seviyordum.duaları andırıyordu şiirler.Üstelik çok daha güzeldiler ve anlaşılabilir şeylerdi.Ama ne insanın günleri bağışlanıyordu bunlar okununca ,ne de günahları .Zevk için okunurdu şiir.Tatlı,kaygan sözcükler,iyi yağlanmış değirmen taşları gibi birbirini sürüklerdi.