Acıyı çekerken çekiyorsun, anlatırken gözyaşların senden önce konuşuyor. Yıllar içinde alışıyorsun, her geçen gün daha çok alışıyorsun. Bir zaman sonra başkasının hikâyesi gibi anlatmaya başlıyorsun, sanki sen yaşamamışsın, sanki sen çekmemişsin gibi.
Mutlaklık Medeniyetinin ışıktan cevheri islâm mayasını Asya hamuruna katıp yoğuran Maveraünnehir Medeniyetinin eşsiz akıncıları olan atalarımız, Anadolu'ya gelip Batı'ya karşı, son çağların büyük seddini, adeta Zülkarneyn Seddi'ni oluşturdular. Çin'i fethedip Çin Seddi'ni tesirsiz hale getiren Batılıların ne mütemadi akınına, Çin Seddi'nden daha çetin olan bu mânevî sed sekiz yüz yıl dayandı. Ancak, 20. milādi yüzyıldadır ki, ruhumuzun ördüğü suru taş taş sökmeye ve burçlarını blok blok yere sermeye başladılar.
Ey Anadolu! Sökülen her taşının dökülen harçlarından kan ve gözyaşı damlıyor. Yunus Emre'nin: "Akar Allah deyu deyu" diye tasvir ettiği cennet nehirlerinden örnek olan ırmakların, yoz ruhun verimi bir kirlenişle, kapkara, suskun ve durgun!
Bu sözün, yani "horoz iki kere ötmeden beni üç kere inkâr edeceksiniz" öngörüsünün gerçeği, tarihi gerçeği ne olursa olsun, mücerret anlamı, bir ülkü adamının anlaşılmasındaki güçlüğü en canlı bir imaj diliyle belirtmekte çok güçlü. Gün doğmadan, gecenin sebep olacağı şaşırmalara, sapmalara işaret. Bir inancın şafağı sökünceye kadar nice inkâr ve red oluşlarına tanık olacağına işaret.