Dönüp de baktığımda, gençlik günlerim yolcunun tren kompartmanının penceresinden hızla uçup gittiğini gördüğü küçük, beyaz kâğıt parçacıklarından bir kar fırtınası gibi aceleyle uçup gidiyor gözlerimin önünden.
Geriye dönüşlü bir düşgücü, aklımın çözümleyici unsurlarını sınırsız seçenekle beslemeye başlıyor, bu seçenekler de her olasılığın geçmişimin çıldırtıcı karmaşasında sonsuz biçimde dal budak salmasına yol açıyor.
"Sen! Oğlum! Sen benim zihnimde bir düş, bir düşüncesin. Bana şu anda dokunuyorsun. Ama ben sana dokunamıyorum. Çünkü düşlere dokunmak mümkün olabilir mi?"