Yahu adam ölüyor adam!!.. Vicdanlarınızı, artık lütfen, seçim sandıklarından çıkarın!... Politikacı olarak değil, insan olarak, adam olarak bir yurttaş olarak düşünün. Sebil midir bu insanların kanı?.. Göğüslerinden, karınlarından, başlarından yaralanan bu çocuklar bir düşman ordusunun neferleri midir?.. Kaç kişi öldürüldü bugüne kadar?.. Yetmedi mi?.. Vicdanlarınızın pansumanını bu kanlı kefenlerle mi yapıyorsunuz?.. Yeter artık, yeter artık, yeter be!.. İnsan ölüyor, adam ölüyor, adam!!.. Kılınız kıpırdamıyor, kılınız!!..
Hani çok partili düzen, hani demokrasi, hukuk devleti? Neye yarıyor bunlar? Aman sımsıkı yapışın koltuğunuza çünkü, yarın, öbür gün ölürseniz, sizi bu koltukla gömecekler mezara...
yoksul ve utangaç bir müşteriyim ben
sizde güneş bulunur mu biraz/kaktüs alıcam
saksılarım yeşersin üç beş bulut verin de
çok üşüdü güneşten şizofreni olucak
çabuk olun lütfen dikenleri solucak
Eski karının evinde kalamazsın, lütfen kendine gel.” Bana açtığı o tuhaf davayla bizi yeterince rezil etmişti, bir de evime yerleşemezdi.
“Bu kararı vermeden önce bir uzman görüşü aldım.” Keyifli bir sesle konuştuğunda bana attığı hınzır bakışlar canımı sıkıyordu. “Şermin kimse sana bir şey diyemez, git on yedi raporunun hakkını ver, o eve yerleş dedi.”
Tüm bedenim gerildiğinde iki katı bir öfkeyle kaşlarımı çattım. “Şermin kim?”
“Psikiyatristim.”
“Derhal kov o kadını, böyle uzman görüşü olmaz!”
“Şermin’i başka hiçbir psikiyatristle aldatmam.” Konuştuğumuz konunun saçmalığı beni çıldırtıyordu!
Bu adam döner dönmez yine başıma bela olmuştu!
Aşk gelir ve gider, kimse öncesinde onu anlamaz, sonrasında da anlamaz, hatta aşk en az oradayken, yani yaşanırken anlaşılır. İşte bu nedenle sana şunu söylememe izin ver lütfen: Kimse aşka uygun değildir, buna rağmen ya da belki tam da bu nedenle aşk, hemen herkesi en az bir kez yakalar.