G.M.K.
7/10
·152 syf.··
2026 11. kitabı
Chesterton'dan daha önce Bay Pond'un Paradoksları'nı okumuştum. Ve bu yazar gerçekten zekice şeyler yazarak farklı bir his bırakıyor. Tek üzüldüğüm nedense okuduktan kısa bir süre sonra her şeyi unutmam. Yazım tarzının kimi yerlerde fazla edebiyat parçalamasi içermesi bence kitabın hazırlanmasını zorlaştırıyor. Onun haricinde kişisel bir adalet terazisi ve bu teraziye yalnızca isteyenlerin denek olması fikri hoşuma gitti. Bence orijinal bir fikir. Basil, Rupert ve bu hikayeyi anlatan kişiler genel ana karakterlerimiz ve hepsini okumak çok keyifliydi. En sevmediğim hikaye Profesör Chadd'in Hayret Verici Hareketleri idi. Çok zorlama geldi bu hikayenin fikri. Onun haricindekiler güzeldi. Ve okurken Basil resmen olağanüstü algılama ozellikleri gösterince kitaptan biraz sogumustum ama tüm bunların sonda mantıklı bir sonuca bağlanmasını sevdim. Genel bakımda okuması keyifliydi zaten Sherlock Holmes tarzı rahat ve kendi çapında zeki karakterleri okumak bana hep keyif vermiştir.
Garip Meslekler KulübüG. K. Chesterton · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202594 okunma
ÖZETLENMİŞ İNCELEME
Puan vermedi·128 syf.·
2026 15. kitabı
ÖZETLENMİŞ İNCELEME Vitruvius’un Gölgesinde Kalan Kadın: Ralph Fox’un “Roman ve Halk”ında Eril Evrensellik ve Edebiyatta Kadının Yokluğu Özet Ralph Fox’un “Roman ve Halk” (1937) eseri, Marksist edebiyat eleştirisi içinde, kapitalist yabancılaşmaya karşı “Bütünlüklü İnsan” (The Whole Man) idealini öne çıkaran temel bir metindir. Ancak, Fox’un bu ideali inşa ederken temel referansı olan Rönesans hümanizmi ve onun simgesi “Vitruvius Adamı”, görünüşte evrensel, özünde ise derin bir şekilde eril (masculine) bir özne tasarımıdır. Bu makale, Fox’un “epik kahraman” ve “Bütünlüklü İnsan” arayışını, Vitruviusçu bir erkeklik kurgusu olarak feminist bir perspektiften eleştirmeyi amaçlamaktadır. Argümanımız, Fox’un evrensel olduğunu varsaydığı “İnsan” kategorisinin, aslında Batılı, erkek ve burjuva bir özneyi merkeze alarak, kadını bu evrensellik anlatısının dışına ittiği veya onu ikincil, tamamlayıcı bir konuma hapsettiği üzerine kuruludur. Makale, öncelikle Vitruvius Adamı imgesinin tarihsel ve cinsiyetçi doğasını ortaya koyacak; ardından Fox’un bu imgeyi edebiyat teorisine nasıl aktardığını ve bunun “kahraman”, “yaratıcı deha” ve “tarihin öznesi” gibi kavramları nasıl eril bir şekilde kodladığını analiz edecektir. Son olarak, bu eril evrensellik iddiasının, edebiyat tarihi ve eleştirisinde kadın yazarların, karakterlerin ve deneyimlerinin sistematik olarak “yok sayılması”, marjinalleştirilmesi veya çarpıtılarak temsil edilmesiyle nasıl doğrudan bir ilişkisi olduğu, Virginia Woolf, Simone de Beauvoir ve Elaine Showalter gibi feminist teorisyenlerin çalışmalarına atıfla gösterilecektir. Fox’un kapitalizm eleştirisi değerli olmakla birlikte, önerdiği estetik ideal, ataerkil tahayyüllerle iç içe geçmiş olduğu için, kadının edebi ve tarihsel varlığına dair kapsayıcı ve
Roman ve HalkRalph Fox · Ayrıntı Yayınları · 201915 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ya asıl canavar zihnimizse?
10/10
·208 syf.··
2026 44. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 12:31
Merhabaaalarr, Bugün uzun zamandır okumak istediğim ve okuduğuma asla pişman olmayacağım o kitapla geldim. Yatağınızın altında canavarlar olduğunu bilseniz ne yapardınız? Veya bu canavarların aslında sizin duygularınız olduğunu. Alma ışığını kaybetmiş biridir. Aşama aşama çıkan canavarlar var. Yorgunluk için, umursamazlık için falan bir sürü canavarı var. Tuhaf değil mi duygularımızın canavar olması? Aslında bazı duygular dünyamızı biz fark etmeden mahvediyorlar. O yüzden korkunç olan yatak altındaki canavarlar değil bizim kendi zihnimdeki canavarlar. Peki Alma nasıl mı kurtuluyor? Duygularını açarak. Aslında bazen bizi strese sokan duygularımızı birilerine anlatarak rahatlayabiliriz. Tekrar okuyacağım bir kitap kesinlikle. Kitabın içinde kendinizden bir parça buluyorsunuz.
Alma ve Yedi CanavarIria G. Parente · Genç Timaş Yayınları · 20251,765 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 72. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 12:11
Çöl J.M.G. le Clézio Hepimiz çocuk olduk...ve hepimizin yalnızlık anlarında mırıldandığı tek sözcüklü şarkıları oldu...dikkatimizi celb eden bir sözcük...-itiraf edelim hadi- anlayabildiğimiz o bir tek sözcüğün üzerine inşa ettiğimiz çocukluk şarkılarımız oldu...bir oyunun derinliğinde kaybolduğumuzda mesela...okuldan eve dönerken tek sözcükten oluşan bir şarkının teskin ediciliğini hissettik...bir narkoz haliydi bu, arzulanan bir uyuşukluk hali...bugün buradan bakınca bu şeklide açıklayabiliyorum çocukluğunuzun tek sözcüklü şarkılarını... *** "In Désert, a novel written in the third singular person form" kitapla ilgili İngilizce bir makaleye bakarken basit ama tanımlayıcı biraz da etkileyici bulduğum bir ara cümleyi alma ihtiyacı duydum. (Desert aslında kitabın ismi ama kitabın yazıldığı metafizik mekan ve imkan olarak kabul ediyorum burada.) Çölde...yani üçüncü tekil şahıs ağzıyla yazılmış bu romanda... çölde ne zaman üçüncü şahıs olmayı başarabilir insan? Çölde insan -belki de- kılçıksız birinci tekil şahıstır. Ben'in 'ben' olarak ben'in içine yerleştiği belki biraz da ben'in sınırlarından taştığı, zaman eğrisinden uzaklaşan bir izlektir. Bu yüzden anlatıcının üçüncü tekil şahıs olmasına bu kadar takıldım. *** Yazacaklarım kitabı anlatır cümleler olmayacak... kitabı kişisel anlamlandırma çabam olarak okumasını isterim... *** Hikaye -aslında iki var kitapta ama ben Lalla'nın hikayesini tercih ediyorum. Nur'un hikayesindeki zikir sahnesini ise sanırım hiç unutamayacağım- çölde başlar ve çölde biter. *** Çöl bir uzam, bir zaman, bir yaşam...fizik olmanın yanısıra fizik ötesini de kurcalayan... her insanın içinde önemli bir kısmı işgal eden, her insana bir işgal vaat eden bir kelime: çöl. Güzergâhsız, yolsuz, zamansız...ama ışıklı: gündüz ve gece...ay ve
ÇölJean-Marie Gustave Le Clezio · Can Yayınları · 2020115 okunma
9/10
·368 syf.··
2026 65. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 00:54
Güleceğim diye başladığım kitaba bolca ağlayarak veda ettim. Bu da pek iyi olmadı. Feyza üniversite sınavında tek hayali olan doktorluğu kazanmak için çabalıyordu. Lakin yine olmamıştı. Eğitim sistemine olan sinirini bir video çekerek duyurdu. Lakin e duyurmak ülke gündemine ulaştı. Ona burs vermek isteyen bir adam onunla iletişime geçti ve kendisine özel bir üniversitede tıp okuması için destek olacağını söyledi. Bunun hayaliyle neşesi yerine gelsede hiç beklemediği yerden babasından bir darbe aldı. Tercihleri değiştirilmişti ve hemşirelik bölümünü kazanmıştı. O gün o evden çıkmaya karar verdi. Yeni bir şehir. Yeni bir iş. Yeni bir hayat. Şimdilerde hayatı çok cafcaflı görünse de o aslında çok büyük acılardan geçmişti. Gencecik bir kızdı ve istanbul gibi bir şehirde hayatta kalmaya çalışıyordu. Sosyal medya fenomeni olmuştu ve bir şekilde toparlanmıştı ama kalbi hala o evden çıkarken dur demeyen, aramayan sormayan ailesini özlüyordu. Tavsiye üstüne gittiği hastanede göründüğü kalp ve damar cerrahı Merthan Özkan ile girdiği münakaşa sonucunda bir video daha çekti. Bu sefer atışmaları sosyal medya üzerinden başladı. Hemşirelik için stajida aynı hastanede olunca birbirlerine katlanmaları aralarındaki çekime galip gelemedi. Merthan bekar bir babaydı. Poyraz seni tam sevemedim yalan yok. Çocuk dediğin çocuk gibi olmalı ya! Arabalarla oynamalı, tabletten video çekmeye çalışan sosyal medyanın kötü yanlarını ilke edinen cocuk mu olur? Babası kendisinden beter. Zaten ayrılacağım diye kıza tek kelime kendisiyle alakalı bir şey anlatmıyor. Alev alev yandığını görmek istiyorum. Erkekler kapatılsın! Durun yine damarım attı.. Bu karakteri seven kördür. Bana sevdirmeye çalışmayın. Feyza tüm yaralarını yara aldığı yerleri anlatmıştı ona! O hayvan da tam oradan vurdu. Hani okurken
1000k
Asalak FenomenMerve Güner · Lapis Kitap · 202664 okunma
7/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 98. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 13:27
Zamanda yolculuk hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben küçükken 2000li yıllarda uzaya gideceğimiz ,zaman makinesiyle istediğimiz zamanlara yolculuk yapabileceğimiz konuşulurdu. Hatta bir kabin vardı , onun içine girdiğinde istedigin zamana gidebiliyordun . Bu kitap da zamanda yolculuk konusunda yazılmış en iyi kitap galiba ..Bilim kurgu türünün harika bir örnegi.. Yazar 1890 larda Einstein henüz görelilik kavramını bile bulmamışken kitapta dört boyutlu zamandan bahsediyor. Ana kahramanımız Zaman Yolcusu bir bilim adamı .Bir makine icat edip onunla istedigi zamana yolculuk yapacağını iddia ediyor .Çok Genç Adam ve Psikolog bunun ilk tanıkları. Zaman Yolcusu ilk yolculuğunu M.S. 802.701 yılına yapıyor . Wells, Viktorya dönemi İngiltere'sindeki sınıf ayrımının uç noktaya ulaşması durumunda neler olabileceğini kurgulamış bu yolculukta . Eloiler yeryüzünde yaşayan, narin, çocuksu ve entelektüel derinliğini kaybetmiş üst sınıfın torunları. ​Morlocklar ise yeraltında yaşayan, çalışan ve zamanla vahşileşen işçi sınıfının torunları.​Bu ayrım, evrimin her zaman daha iyiye gitmediğini, aksine çevresel koşullar ve toplumsal adaletsizliklerin insan türünü dejenere edebileceğini gösteren sert bir eleştiri olmuş. İnsanın evrendeki yerinin ne kadar küçük olduğunu anlatan bir hikaye aslında bu .Distopik ve bilim kurgu sevenlerin mutlaka okuması lazım bence .. Peki zamanda yolculuk yapmak mümkün olsaydı sen nereye gitmek isterdin? Zaman Makinesi H. G. Wells
Zaman MakinesiH. G. Wells · İthaki Yayınları · 202337,2bin okunma