Adı:
Çöl
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750747731
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Désert
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Çöl
Səhra
Çöl
Zamanın dışında, insanların tarihinin dışında kalmış bir ülkeydi burası, belki de dünya kurulduğunda diğer ülkelerden ayrı düşmüş, hiçbir şeyin doğup ölemediği bir ülke.

Yıl 1909. Ergenlik çağındaki Nur ve onun Mavi Adamlar olarak bilinen savaşçı halkı, Fransız sömürge askerleri tarafından yurdundan edilir, böylece kendilerine yeni bir yurt bulma umuduyla kuzeye doğru yola düşerler. Bu yaşananlardan uzun zaman sonra, Mavi Adamların soyundan gelen güzel Lalla ise Fas’ta bir gecekondu mahallesinde hayatını sürdürürken, kendisini çok daha büyük zorlukların beklediği Fransa’ya kaçmak zorunda kalır.

Çöl, insanın ilkel benliğini, cinsel kimliğini irdeleyen, kolonyal ve post-kolonyal dönemlerde aynı coğrafyada geçen iki ayrı hikâyeyle örülmüş, çok katmanlı, poetik, tarihsel ve modern bir roman.

“Çöl, dışlanan mültecilerin gözünden bir Avrupa tasviri ve onunla zıtlık içindeki, kayıp Kuzey Afrika çöl kültürüne ilişkin muhteşem bir anlatı sunuyor.”

Nobel Edebiyat Ödülü Komitesi, 2008
349 syf.
·Beğendi·9/10
Le Clezio ‘nun başyapıtı sayılan Çöl de iki öykü içiçe geçiyor. 2008 Nobel edebiyat ödülü alan Le CleZio kendisine 1980 de Fransız Akademisi ödülünü kazandıran bu kitapta bağrında insanlığın öz değerlerini barındıran ama yitmekte olan bir kültür ve yozlaşmakta olan “ uygar dünyayı”karşı karşıya getirmiş. Büyüleyici bir eser. İyi okumalar var olun
349 syf.
·4 günde·8/10
Derin,uzun betimlemelerle dolu romanda iki farklı hikaye var. Biri Nur'un diğeri Lalla'nın. Bu iki hikayenin ortak noktaları her iki karakterin de çöl kökenli olması ve soylarının aynı kişiden gelmesi. Onun dışında bir bağlantıları yok. Le Clezio okurlara bu iki hikayeyi vermesinin sebebi bence Nur'la alakalı olan kısımda çöl hayatını ve sömürgeciliği, Lalla'nın hikayesinde ise Marsilya'daki şehir hayatının farklılıklarını ve hikayenin sonunda özüne yani çöl hayatına dönmesini anlatmak istemesi.Üstelik çöl hayatında betimlemeleri abartırken, şehir hayatını gerçekçi yalın bir dille anlatmış.
Anlatım şeklinin farklılığı ve dili ustaca kullanmasından ötürü de bu Nobel ödülünü almış olabilir. Çünkü bazı okurlara sıkıcı gelebilecek türden bir kitap. Ama ben genel itibariyle beğendim. Lalla'nın cesaret dolu kişiliğini sevdim. Kitap farklı kültürlere ait şeyler de kattı bana. Betimlemelerin fazla olması çölde yürüyormuşsunuz gibi veya başınızdan aşağı kumlar dökülüyormuş hissine kaptıracak sizi haberiniz olsun :)
Bu kitabı altı yıl önce okuma fırsatı bulmuştum. Kitap kıyaslamayı pek yapmam ama şu ana kadar okuduğum kitaplar içerisinde en çok beğendiğim kitaptır. Çöle aşık bakır tenli bir kızın kente yerleşmek zorunda kalıp yaşadığı zorlukları anlatır. Öncelikle kitabın beni etkileyen yönü yazarın doğayla bütünleşmiş gözlem gücü ve betimlemedeki üstün başarısı oldu. Bir taşın altından tutun rüzgarın, arıların seslerine, sineklerin vızıltısına kadar siz sanki ordaymışçasına bir anlatım tarzı vardır. Açıkçası çölde yaşamayıp bu denli duygu yoğunluğunu nasıl yakalayabildiğini anlayamadım. Okumanızı tavsiye ederim..
335 syf.
·9 günde
Kitabın tuhaf bir dili ve üslubu var. Her ne kadar çeviri olsa da. Okumak pek kolay olmadı. Çoğu okuru sıkacağını tahmin ediyorum. Tüm kitap şimdiki zaman kipinde yazılmış. Ancak çoğunlukla geniş zaman anlamı verecek şekilde. Anlatılan tüm olaylar o an olanlar değil de, sanki yaşam rutini içinde, günlük hayatın bir parçası olarak yapılan, sıradan her günkü işler gibi hikâye edilmiş. Olağan üstü olanlar bile. Ve hemen hemen hiç diyaloğa yer verilmemiş. Sadece birkaç konuşma var ve onlarda anlatımlar içinde, aktarma yoluyla verilmiş. Yazarın edebi gücünü ve kullandığı dili sevdim ancak sürekli aynı yeknesaklık içinde süren öyküde hiç heyecan hissedilmiyor. Olay değil durum hikâyesi gibi. Bir yandan da gelişen olaylar var ama bunlar sürekleyici bir tarzda anlatılmamış. Karışık mı oldu? Benim de kafam karışık bu kitapla ilgili. Nasıl yorumlayacağımı bilemedim.

Ayrıca romanda birbirinden tamamen bağımsız, bambaşka iki hikâye var. Ben aralarında hiçbir bağ, paralellik kuramadım. İki ayrı kitap olması gereken öyküler. Neden aynı kitaptalar anlamadım. Tek ortak noktaları olayların yaşandığı coğrafya. Arada büyük zaman farkı olduğundan birbirleriyle ilgisi olmayan öyküler olmuş. Kişiler arasında da bir bağ bulamadım. Neyse, tavsiye edeceğim bir kitap değil. Her ne kadar yazar Nobel almış olsa da.
349 syf.
·Puan vermedi
İnsana bir sonsuzluk tahayylü için fırsat bırakmayan çölün mistik insanlarının teslimiyetle galip geldiği çölden daha büyük bir sınavları olacaktır. Ve bu mücadeleden yıllar sonra bir maribi kızı Paris'in sokaklarında dunyadan kaçacak ve dunya peşinden koşacak...
Burada çok hızlı gelir gece , çekilen bir perde gibidir, dumansız, Bulutsuz, gosterişsiz. Neredeyse hiç hava , hiç su kalmamış gibidir, yalnızca dağların söndürdüğü güneşin ölgün ışığı.
Erkek çocuklar yürümeyi, konuşmayı, avlanmayı ve savaşmayı öğreniyorlardı, bütün bunlar kumun üzerinde ölmeyi öğrenmek için.
Bir gün
Ah, bir gün,
Karga beyaz olacak,
Deniz kuruyacak,
Kaktüs çiçeği bal verecek,
Akasya dallarında bir döşek yapılacak,
Ah bir gün,
Yılanın ağzında zehir kalmayacak
Ve tüfek kurşunları ölüm saçmayacak
İşte o gün,yanından ayrıldığım gün olacak.

Bir gün, ah bir gün,
Çölde rüzgar esmeyecek,
Kum taneleri şeker kadar tatlı olacak,
Her beyaz taşın altında beni bekleyen bir kaynak olacak,
Bir gün ah bir gün,
Arılar benim için şarkılar söyleyecek,
Ve o gün yarimi yitirdiğim gün olacak...
Beklemek böyledir işte. İnsanlar bir yerde durmayanları, gidenlerin geçişini seyretmek için, sık sık yolları, köprüleri, denizi görmeye giderler. 

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çöl
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750747731
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Désert
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Çöl
Səhra
Çöl
Zamanın dışında, insanların tarihinin dışında kalmış bir ülkeydi burası, belki de dünya kurulduğunda diğer ülkelerden ayrı düşmüş, hiçbir şeyin doğup ölemediği bir ülke.

Yıl 1909. Ergenlik çağındaki Nur ve onun Mavi Adamlar olarak bilinen savaşçı halkı, Fransız sömürge askerleri tarafından yurdundan edilir, böylece kendilerine yeni bir yurt bulma umuduyla kuzeye doğru yola düşerler. Bu yaşananlardan uzun zaman sonra, Mavi Adamların soyundan gelen güzel Lalla ise Fas’ta bir gecekondu mahallesinde hayatını sürdürürken, kendisini çok daha büyük zorlukların beklediği Fransa’ya kaçmak zorunda kalır.

Çöl, insanın ilkel benliğini, cinsel kimliğini irdeleyen, kolonyal ve post-kolonyal dönemlerde aynı coğrafyada geçen iki ayrı hikâyeyle örülmüş, çok katmanlı, poetik, tarihsel ve modern bir roman.

“Çöl, dışlanan mültecilerin gözünden bir Avrupa tasviri ve onunla zıtlık içindeki, kayıp Kuzey Afrika çöl kültürüne ilişkin muhteşem bir anlatı sunuyor.”

Nobel Edebiyat Ödülü Komitesi, 2008

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0