Şirin Etik

Şirin Etik

ÇevirmenEditör
8.8/10
152 Kişi
·
344
Okunma
·
0
Beğeni
·
252
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
224 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
2084... Bir distopya, bir ithaf ve bir kâbusun romanı. Başka kitapları incelerken gözüme çarptı 2084. Önce adı, sonra kapağı beni etkiledi. Elimdeki kitabı bitirip onu okumak için gün saydım resmen.

Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor. Eseri, "1984" ile kıyaslamadan okumak lazım. Sadece elinizdeki kitabı düşünerek okuyunca, eseri de yazarı da daha iyi değerlendirir yorumlarsınız.
Ben ilk önce yazarı araştırdım. Sansal, Cezayir asıllı bir yazar. Şimdiye dek 7 eser yazmış ve dili nedeniyle kendi ülkesi dahil birçok yerde sansüre uğramış. Ama yine de yazmaya devam etmiş. 2011’de Alman Barış Ödülü’nü, 2012’de ise Le Prix du Roman Arabe’i kazanmış Sansal.

2084 ise Dünyanın Sonu alt başlığı ile yayınlanmış. Dine dayalı bir distopya, umudun varlığını sorgulayan bir eser. Konusundan biraz bahsedeyim;
Ati adlı baş karakterimiz sanatoryumda geçirdiği bir yılın ardından Abistan'ın başkenti Qadsabad'a geri döner. Burada yaşayanların bildiği ama hiç görmediği Elçileri vardır ve kendine Abi derler. Abi, Yölah'ın yani Tanrı'nın elçisidir. Abi'nin sözü kutsaldır, yüce ve adil Yölah böyle buyurur çünkü! Gelelim Abistan'a... Abistan'ın ekonomisi dindir. Abi'nin yaşadığının düşünüldüğü 60 saraya hac düzenlerler ve hacı adayları bu seyahate katılmak için aylarca yıllarca belki de ömürleri boyunca sıra beklerler. Hattâ hacılar, yola çıkacakları mübarek günü beklemenin verdiği mutluluğun yanında acının hiç olduğunu göstermek için çivili kırbaçlarla kendilerini kırbaçlarlar! Yani Abistan halkı dine, görmedikleri birinin koyduğu yasalara ve kutsal (!) kitapları olan Gkabul'a ölümüne bağlıdırlar.

Ama her yerde olduğu gibi, Abistan'da da düşünen birileri vardır. Düşünen, yasak olsa da gizlice sorgulayan, merak eden... Ati ve Arşiv'de araştırmacı olan Nas, bir gün bir sınır keşfeder. Getto ya da Sınır olarak bilinen bu yere gitmeye ve orada neler olduğunu öğrenmeye karar verirler. İşte böyle başlar umut. Belki de kendilerine öğretilen, ezberletilen her şey bir yalandan ibarettir! Kim bilir...

Eserin adının anlamı ise bir muamma. Abistan'da yaşanan Büyük Kutsal Savaş sonrasında, enkazdaki kalıntıların etrafına dikilen panolara "2084" kazınmıştır. Yine görmeden inanan Abistan halkına, bu sayının Abi'nin doğduğu yıl olduğu ve ilahi ışık tarafından aydınlatıldığı tarih olduğu anlatılır. Acaba gerçekte 2084'ün anlamı nedir?

Konu kısaca böyle fakat eserle ilgili birkaç eleştirim de mevcut. En önemlisi de eserde yer alan kısaltmalar ve isimler. Neredeyse her sayfada zorlama birçok isme rastladım. Hangisini aklımda tutacağımı şaşırdım. (Char, Balis, ISKO, AhBa, PerKa vb.) Bir de kitabın ilk basımı olması nedeniyle bazı sayfalarda kelime yanlışlarına ve basım hatalarına rastladım.

Eseri okuyacaklara tavsiyem, en başta da belirttiğim gibi 2084'ün bir ithaf olduğunu bilerek okumaları. Din tarafından sömürülen, araştırmalarına ve düşünmelerine izin verilmeyen bir topluluğun nelerle uğraştığı nelere inanmak zorunda bırakıldığının romanını okuyacaksınız.
232 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Masum bir çocuğun nasıl karanlıkta kaybolduğunu irdeleyen sürükleyici bir kitap.
Çocukları yetiştirme biçimimizin onların nasıl bir insan haline döşüyor oluşunun özeti aslında kitap.Buyrun okuyun ama muhakkak okuyun...
232 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Müthiş bir hikaye. Bir çocuğun nasıl masumiyetini kaybettiğini okuyoruz. İkinci Dünya Savaşı döneminde Hitler’in yanında büyümek zorunda kalmış bir çocuk bu. Kesinlikle her yaştan okuyucunun okuması gerek.
232 syf.
·4 günde·7/10
Con Boynun "Dağın zirvəsindəki oğlan" romanı oxucunun qarşına sanki "Zolaqlı pijamalı oğlan" romanının davamı kimi çıxır. Burada da nasizmə uşaqlıq prizmasından yenidən baxılır. Romanın qəhrəmanı kiçik yaşlı Pyero Parisdə yaşayır. Anası fransız, atası isə almandır. Atası Birinci Dünya müharibəsində iştirak edib, sağ qalsa da, ömürlük psixoloji travmalarla yaşamalı olub. Ailədə hər şey qaydasında olmasa da, Pyero xoşbəxtdir. Valideynləri onu çox sevir, Anşel adlı lal-kar bir dostu və Dartanyan adlı iti var. Romanda nəql olunan hadisələr 1930-cu illərdə baş verir. Çox keçmir ki, Pyero yetim qalır, əvvəlcə sığınacağa, oradan da Avstriyaya, bibisinin yanına yola düşür, dağın zirvəsindəki ehtişamlı evdə yaşayır. Bu evdə hər şey başqa cürdür, hətta Pyeronun adı da dəyişib olur Peter. Yeni dostları Blondi adlı bir it və bığlı Fürerdir. Peterin yetkin bığlı dostu ona qarşı mehriban, ağıllı davransa da, yeniyetmənin transformasiyasında mühüm rol oynayır.
Boyn qurduğu ssenari üzrə səhnələri bir-birinə elə hörüb ki, oxucu baş qəhrəmanın hadisələrin gedişatına görə mənəvi dəyişməsi ilə yanaşı, həm də əsər boyu avropalıların sosial aqressiyasının artması və yeni konfliktin yaxınlaşmasını da müşahidə edir. Məhz bir uşağın gözündən oxucu İkinci Dünya müharibəsi ərəfəsindəki Almaniyanın acınacaqlı vəziyyətini, faşizmin zəhərli ideologiyasını və III Reyxin reyxs-kansleri və prezidenti (fürer)i görür, dolayısı ilə Con Boyn yenə eyni xətti fərqli süjetlə bu əsərində də təkrarlayır, böyük bir tarixi hadisəni kiçik fərdi faciə ilə birləşdirərək təqdim edir.
Yazının devamı: https://www.ceylanmumoglu.com/...n-zirvesindeki-oglan
80 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Adına “kızıl veba” dedikleri bir salgın hastalık dünyayı kasıp kavurmuş, neredeyse insanlığın sonunu getirmiştir. Sağ kalabilen insanlar, kabileler kurmuş ve ilkel yaşam tarzına geçiş yapmıştır. Uygarlığın son şahidi olan dedenin, torunlarına anlattığı hikaye olarak devam eden kitap, insanların içindeki vahşiliği gözler önüne seriyor...
Okumanızı ve de bugünkü şartlar altında insanoğlunun gün dönümünü yaşatıyor bize hastalık ve salgın boyunca en azından bilinç olarak bi ön adım teşkil edeceğini düşünüyorm..
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kısa kısa on beş öyküden oluşan bu kitaba Shaun Tan'ın güzel çizimlerini de ilave edince harika bir okuma deneyimi çıkıyor ortaya.

Uzun zamandır çocuk/gençlik kitapları kategorisinde okuduğum kitaplardan almadığım edebi bir zevki tattırdı bana. Shaun Tan, çizdiği kadar güzel yazıyor. Fabl ritminde masalsı özellikler taşıyan kısa öyküleri hayal gücünü harekete geçirirken yüreğe de işliyor.

Kimi umut, kimi hüzün taşıyor öykülerin; kimi her ikisini de. Doğa da var içinde insan da, sevgi de var öfke de... Ama hepsi öyle dengeli ki, her zaman bir ucu gerçeği gösteren hayal gücüyle harmanlanmış. "Uzak Yağmur" adlı öyküde "okunmamış şiirler" in başına gelenleri anlatıyor örneğin. Hem de öylesine hüzünlü ama bir o kadar ritmik bir anlatımla.

Betimlemelerini özellikle çok sevdim. Bir çizerin gözüyle yazdığından mıdır bilmem; klasik, sıkıcı formattan uzak, keyifle okunuyor her detay. Yalnızca görsel betimlemeleri değil, duyusal betimlemeleri de çok başarılıydı. Burayı küçük bir alıntıyla süslemek isiyorum:
"O sıçrayışı, ne kadar tuhaf ve ne kadar tarifi mümkün olmayan bir duyguydu; üzüntü ve pişmanlık gibi bir şey; sunduğunuz hediyeyi aniden geri alma isteği ve onu kesinlikle bir daha göremeyeceğinizi bilerek göğsünüzü sıkı sıkı tutmak..."

Ve öykülerinde, bahsi geçen "ince mizah"ı da öyle bir maharetle yedirmiş ki satırları kovaladı gözlerim durmaksızın. Seçtiği kelimeler de oldukça özenli ayrıca.

BU KISIM - SPOİLER- SAYILABİLİR:
Dünyada barış isteğini anlattığı satırlardan örnek vermek istiyorum, anlatımının güzelliğini gösterebilmek adına. Bir ülkede her eve, devlete destek olmaları için bir füze veriliyor. İnsanlar ise önce füzeleri rengarenk boyuyor sonra füzelerin içinde kimi çiçek yetiştiriyor, kimi pizza yapıyor. Sonra yazar diyor ki:
"Evet, hükümet onları almaya geldiğinde, artık düzgün çalışmayabileceklerini hepimiz biliyoruz, ama yıllar geçtikçe buna kafa yormayı bıraktık. Çoğumuz kalbimizin derinliklerinde böylesinin muhtemelen daha iyi olduğunu hissediyoruz. Her şeye rağmen, eğer başka ülkelerdeki evlerin bahçelerinde de füzeler varsa ve bize doğru çevrilmişlerse, umarız oradaki insanlar da daha iyi kullanım yöntemleri bulmuşlardır. "

Ben öğrencilerime okutmak için okumuştum. Ancak şu anda bu dönemsel sınırlamanın doğru olmadığını düşünüyorum - özellikle metaforları da hesaba katınca durum oldukça değişiyor - . Eğer o meşhur içinizdeki çocuğun hayal gücü ile kalbinizdeki umut hala yaşıyorsa okuyun, çok seveceğinize inanıyorum.
232 syf.
·Beğendi·10/10
Kalbindeki sevgi ve iyilikle hayata başlayan ama güçle lekelenen bir çocuğun hikayesi. Sonsuza kadar işlediği suçlarla yaşamak zorunda olan, onu seven insanlara zarar vermiş ve ona şefkatten başka bir şey göstermemiş insanların ölümüne sebep olmuş bir çocuğun hikayesi.
Bir çocuğun beyni yıkanılarak bir canavara dönüşme hikayesi belki de. Hitler zamanındaki Almanya'ya da ışık tutan bir eser.
232 syf.
·Puan vermedi
Kitabı kitap fuarında tavsiye üzerine almıştım oldukça sürükleyici çok çabuk bitebilecek bi kitap. Hikaye olarak çok etkileyici buldum. Saf ve temiz bi çocukken yaşadığı ortamdan dolayı güç tutkusuna düşüp bunun sonucunda da çok yanlış şeyler yapan bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Ayrıca kitapta beklenmedik bir karakter daha var Adolf Hitler'in bi çocuğun üzerindeki yansıması o kadar güzel işlenmiş ki ben çok severek okudum.
224 syf.
·8/10
Kitapta dinin Kullanılarak hatta dayatılarak bir toplum üzerinde oluşan baskıyı anlatırken bir diğer yandanda Orwell reisten alışık olduğumuz rejim sistemini ve din distopyasını konu alıyor özetle günümüz dindarlarının Türkiye sini anlatıyor şiddetle tavsiye ediyorum iyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 344 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 221 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.