Şirin Etik

Şirin Etik

ÇevirmenEditör
8.4/10
742 Kişi
·
1.115
Okunma
·
0
Beğeni
·
447
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
64 syf.
·2 günde
“Aklı başında insanlar yaşadıkları sıradan olayları değerlendirirken tesadüfleri yeterince hesaba katmıyorlar.”

*İşaret Memuru; Charles Dickens’tan normalde alışık olmadığımız bir kitap, bu yüzden ne beklemem gerektiğini bilmeden okumaya başladım. İçerisinde üç farklı hikaye yer alıyor. Hikayelerin baş kahramanları “hayaletlerrr”.
Hayalet öyküleri deyince aklımıza bir takım kalıplaşmış şeyler geliyor. Mesela gece dolaptan çıkan hayaletler, yere düşen şamdanlar, yanıp sönen ışıklar ve daha birçok şey... Ancak bu üç öyküde bu tarz hayaletlerle karşılaşmıyoruz. Aslında hayalet öyküleri okuduğumdan da emin olamıyorum. Bu öykülerdeki hayaletler gerçekten var mıydı yoksa onlar bir halüsinasyon muydu diye düşünüyorum.

Kitaptaki öykülere gelecek olursak, ilk öykü kitaba adını veren İşaret Memuru; bu öykü de ıssız bir tren istasyonunda çalışan işaret memuruna görünen bir hayaletle arasında yaşananları okuyoruz. (Okurken ürperdim ara ara kapıya falan baktım biri mi var diye )

Günbatımına Karşı adlı öykü de ise beş kişilik bir rehber grubunun günbatımına karşı oturup birbirlerine hayalet hikayeleri anlatmasını okuyoruz. Öğrencilerin kamp alanında ateş yakıp etrafında toplandıklarında birbirlerine anlattıkları korku hikayelerini anımsattı.

Ve son öykümüz - ki bu benim en sevdiğim- Cinayet Davası; bu öyküde cinayet davasında jüri başkanı olan bir bankacı ve ona musallat olan hayaletle arasında geçen olayları okuyoruz. Bu maktul hayalet, jüri üyesini etkileyerek sanık hakkında olumsuz karar aldırmaya çalışmaktadır. Başarabilir mi dersiniz???

DipNot: Can Yayınları’nın Kısa Klasikler serisini okumaya başladım. Ya bu serinin kitap kapak tasarımları ne kadar güzelllll bayıldımmm
80 syf.
·2 günde·10/10 puan
Veba gibi ölümcül bir hastalığı bu kez de Jack London'dan okuyoruz. Jack London'ın kaleminin akıcılığına bir kez daha şahit oluyoruz. Kitap incecik ama hikayesi dolu doluydu. Bir gecede okunacak kitaplardan.
80 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10 puan
1912 yılında yayımlanmış bu roman 2012 yılında bir anda ortaya çıkan 'kızıl veba' salgınını anlatmaktadır. Kitabın baş kahramanı Profesör Smith yani Granser salgından sonraki yaşama tanıklık etmiş ve yaşamının sonlarına doğru gelmiş eski bir öğretmen. 2070'li yıllara kadar gelen Graser torunlarına hiç görmedikleri medeniyeti ve uygarlığı anlatıyor; ancak her ne kadar Graser batıl inançlara, eğitim-öğretime ve umut tacirlerine değinse de torunlarına bu dünya anlamsız geliyor ve tarih tekerrür ediyor.
Salgın sonrası dünyanın anlatıldığı bu kitap âdeta geçmişten günümüze gelen bir başyapıt niteliğinde. Jack London 1900'lü yıllarda elinde bulunan sınırlı kaynak ile dünyayı kasıp kavuran salgını, insanların bencilliğini, içlerindeki ilkelliği ve şiddet yanlısı dünyayı çok güzel tasvir etmiş ve günümüze kadar getirmiş.
"Dünya tamamen altüst oldu. Salgından beri de altüst halde."
Acaba dünya salgından önceki haline geri dönebilecek mi?

Akıcı ve tek solukta okunabilecek bu kitabı herkese tavsiye ederim.
224 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
2084... Bir distopya, bir ithaf ve bir kâbusun romanı. Başka kitapları incelerken gözüme çarptı 2084. Önce adı, sonra kapağı beni etkiledi. Elimdeki kitabı bitirip onu okumak için gün saydım resmen.

Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor. Eseri, "1984" ile kıyaslamadan okumak lazım. Sadece elinizdeki kitabı düşünerek okuyunca, eseri de yazarı da daha iyi değerlendirir yorumlarsınız.
Ben ilk önce yazarı araştırdım. Sansal, Cezayir asıllı bir yazar. Şimdiye dek 7 eser yazmış ve dili nedeniyle kendi ülkesi dahil birçok yerde sansüre uğramış. Ama yine de yazmaya devam etmiş. 2011’de Alman Barış Ödülü’nü, 2012’de ise Le Prix du Roman Arabe’i kazanmış Sansal.

2084 ise Dünyanın Sonu alt başlığı ile yayınlanmış. Dine dayalı bir distopya, umudun varlığını sorgulayan bir eser. Konusundan biraz bahsedeyim;
Ati adlı baş karakterimiz sanatoryumda geçirdiği bir yılın ardından Abistan'ın başkenti Qadsabad'a geri döner. Burada yaşayanların bildiği ama hiç görmediği Elçileri vardır ve kendine Abi derler. Abi, Yölah'ın yani Tanrı'nın elçisidir. Abi'nin sözü kutsaldır, yüce ve adil Yölah böyle buyurur çünkü! Gelelim Abistan'a... Abistan'ın ekonomisi dindir. Abi'nin yaşadığının düşünüldüğü 60 saraya hac düzenlerler ve hacı adayları bu seyahate katılmak için aylarca yıllarca belki de ömürleri boyunca sıra beklerler. Hattâ hacılar, yola çıkacakları mübarek günü beklemenin verdiği mutluluğun yanında acının hiç olduğunu göstermek için çivili kırbaçlarla kendilerini kırbaçlarlar! Yani Abistan halkı dine, görmedikleri birinin koyduğu yasalara ve kutsal (!) kitapları olan Gkabul'a ölümüne bağlıdırlar.

Ama her yerde olduğu gibi, Abistan'da da düşünen birileri vardır. Düşünen, yasak olsa da gizlice sorgulayan, merak eden... Ati ve Arşiv'de araştırmacı olan Nas, bir gün bir sınır keşfeder. Getto ya da Sınır olarak bilinen bu yere gitmeye ve orada neler olduğunu öğrenmeye karar verirler. İşte böyle başlar umut. Belki de kendilerine öğretilen, ezberletilen her şey bir yalandan ibarettir! Kim bilir...

Eserin adının anlamı ise bir muamma. Abistan'da yaşanan Büyük Kutsal Savaş sonrasında, enkazdaki kalıntıların etrafına dikilen panolara "2084" kazınmıştır. Yine görmeden inanan Abistan halkına, bu sayının Abi'nin doğduğu yıl olduğu ve ilahi ışık tarafından aydınlatıldığı tarih olduğu anlatılır. Acaba gerçekte 2084'ün anlamı nedir?

Konu kısaca böyle fakat eserle ilgili birkaç eleştirim de mevcut. En önemlisi de eserde yer alan kısaltmalar ve isimler. Neredeyse her sayfada zorlama birçok isme rastladım. Hangisini aklımda tutacağımı şaşırdım. (Char, Balis, ISKO, AhBa, PerKa vb.) Bir de kitabın ilk basımı olması nedeniyle bazı sayfalarda kelime yanlışlarına ve basım hatalarına rastladım.

Eseri okuyacaklara tavsiyem, en başta da belirttiğim gibi 2084'ün bir ithaf olduğunu bilerek okumaları. Din tarafından sömürülen, araştırmalarına ve düşünmelerine izin verilmeyen bir topluluğun nelerle uğraştığı nelere inanmak zorunda bırakıldığının romanını okuyacaksınız.
64 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Öncelikle içeriğini bilmiyordum ama dış kapağı ile dikkatimi çekmeyi başardı. Bilindik eserleri henüz yeni yeni tanıyan bir okurum. Kitabın içeriği ile ilgili bir fikrim yoktu.

İçerisinde 3 hikaye bulunuyor. Hikayelerin içerisinde hayaletler geziniyor. Dikkat çekici mi diye sorsanız sonuçta eski günlerdeki okuyucuların dikkatini çekmeyi başarmıştır diye düşünüyorum. Hoşuma gitti çünkü hiç hayalet kitabı hiç okuyacağım aklıma gelmezdi. Farklılık kattı diyebilirim okur olarak.

3 hikayeden en güzeli işaret memuru yazılmış. Hikayeler açık bir dille yazılmış ve rahatlıkla okunabilir.

Edebiyatla kalın.
56 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Kim öldürüyor bizleri, hangi hakla veriyorlar milyonları etkileyecek kararları? Bu düzenin sorumlusu kim? Binlerce yıldır var olan insanlık, daha iyi, daha eşit ve daha adil bir yaşam için daha iyi bir düzen yaratamıyor mu? Aslında daha kelimeleri fazla oldu bir önceki cümlede. Daha diyebilmemiz için önündeki sıfatların halihazırda var olması gerekiyor. Ve bunların var olduğunu söyleyenlerin en üst tabakada yer aldığını hepimiz biliyoruz. Hayır, iyi yaşayanlar -daha doğrusu yaşayanlar- sadece egemen olanlar: cebini doldurup zenginleşen liderler, onların iktidarda olmasını isteyen ve asla doymayacak olan obur zenginler, fakirliği övüp lüks içinde yaşayan din adamları... Ucu bucağı olmayan bir "rant" zinciri. Bu kitap sizler için bir küfür ve ben bu kitabı okuyarak o küfrü yüzünüze etmekten onur ve şeref duyuyorum.
Kitap, yalnızca sancılı bir baba-oğul ilişkisi gibi görünüyor fakat okudukça derin katmanları olduğunu göreceğiniz bir yaşam öyküsü. Evet yaşam öyküsü çünkü yazarın kendi hayatından kesitler sunuyor. Ayrıca güncel sorunlara ve bunlara neden olan siyasetçilere de isim isim, tarih tarih yer vermiş. Fransa'da alınmış bu çirkin kararlara ve yaşanmış bazı sahnelere hiç de yabancı olmadığımızı; benzerleri ve hatta aklımızla alay eder şekilde olan daha çirkinlerini her gün, her dakika, her saniye ülkemizde yaşadığımızı görüyorum. Ve her geçen gün bir çığ gibi büyüyerek yükseliyor içimdeki sesler: "Ben bu ülkede yaşananlardan tiksiniyorum, utanıyorum!.." Ve tüm dünyaya bakınca: "İnsan olmaktan tiksiniyorum, utanıyorum!.."
Tesadüfen arkadaşımda gördüğüm ve gördüğüm an bana hediye ettiği bu kısacık kitabın tiyatroya uyarlandığını ve şu zamanlarda Moda Sahnesi'nde seyirciden uzak şekilde oynanıyor olduğunu ancak bilet fiyatı ödenerek ekran başında izlenebildiğini de belirteyim. Kitabı bitti, sıra tiyatrosunu izlemekte. Keyifli bir hafta sonu ve keyifli okumalar diliyorum herkese...
320 syf.
·4 günde·8/10 puan
2008 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Fransız yazar Jean-Marie Gustave Le Clezio’dan okuduğum ilk eser Göçmen Yıldız ve yazarla tanışmış olmaktan dolayı çok mutluyum. Le Clezio, Nijerya, Fransa ve İngiltere’de geçen çocukluğunun ve seyahat tutkusunun da etkisiyle farklı kültürlere oldukça aşina bir yazar. Youtube’ta bir ropörtajını izlediğimde birikimine hayran kalmıştım, kitabını okuduğumda hayranlığım daha da arttı. Göçmen Yıldız, 2. Dünya Savaşı patlak verdiği sırada Güney Fransa’da yaşayan Yahudi Esther’in hikayesini anlatıyor. Kurgu ilerleyince yazar bizi 1948 Arap-İsrail Savaşı’na da götürüyor. Oldukça tarafsız kalarak, olaylara sadece insani açıdan yaklaşan yazar, insanın duygularını sömürmeden, ders verme gayesinde olmadan, ve edebi bir eser yazdığını da unutmadan -ki bence böyle bir konuyu işleyip de tüm bunları barındıran eser enderdir- yazmış Göçmen Yıldızı’nı. Kitabın oldukça akıcı ama aynı zamanda şiirsel bir anlatımı var. Çok severek okudum. Çöl kitabı ile Le Clezio’ya devam edeceğim.
64 syf.
·4/10 puan
"Var mıdır, yok mudur?" tartışmalarının yanı sıra hayaletler, sinema ve edebiyat alanında fazlasıyla tercih edilen gizemli yaratıklardan olmuşlardır. Ben var olduklarını düşünenlerdenim; lakin bu başka bir tartışma konusu! Kültleşmiş eserleriyle dünya edebiyatında kendine önemli bir yer edinen Charles Dickens, toplumcu bakış açısının yanında doğaüstü, gizemli, spiritüel olaylara ve varlıklara yoğun ilgi duymaktadır. Can Yayınları da "Kısa Klasikler" adı altında Dickens'ın farklı tarihlerde yayımlanmış üç öyküsünü bir araya getirdi ve yaratıcı kapağıyla dikkat çeken bir mini öykü kitabı oluşturdu. Yalın yazı dilini bu eserine de aktaran yazarı, bazı yerlerde tekrara düşmüş ve anlatımı zorlaştırmış gördüm. Öykülerini yazdığı dönemdeki zihin yapısını düşünürsem, günümüz korku içeriği sahiplerine 150 yıl önceden kafa tutmaya çalıştığını anlıyorum.

Kitabımız, üç hayaletli öyküden oluşuyor. "İşaret Memuru" adlı ilk öykü, bir işaret memuru ve demiryolu çalışanı arasında geçiyor. İşaret memuruna musallat olmuş bir hayalet ve sonrasında gelişen gizemli olaylar konu ediliyor. Kesinlikle kurgu anlamında kitabın en sevdiğim öyküsü oldu. İkinci hikayemiz olan "Günbatımına Karşı"da bir manastırda konaklayan beş gezi rehberinin birbirine anlattıkları hayalet hikayelerini okuyoruz. Son hikayemiz" Cinayet Davası"nda ana kahramanımız mahkemenin jüri başkanlığına atanan bir bankacı... Baktığı davada sanığın suçlu olduğuna yönelik hiçbir delil yokken; bankacıya bir hayalet musallat oluyor ve ona sürekli sanığın suçlu olduğunu gösteriyor. İlk öykü hariç çok içine giremediğim bir kitap oldu maalesef !

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1.115 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 539 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.