Muhammed Ali Sünnetçi

Bu insanın konuşmak istediğini hissediyordum, konuşmak zorunda olduğunu. Ve biliyordum ki ona yardım etmek istiyorsam susmak zorundaydım.
Reklam
Belki de insan her şeyi içine atmaktan boğuluyor zamanla.
Bütün bakışların ağırlığının üzerinizde yoğunlaşması katlanılmaz bir şey.
Taptaze, pespembe, güzeldi, gözleri iriydi! Üzerine yakışan küçük bir elbise giydirmişlerdi. Onu kollarımın arasına alıp havaya kaldırdıktan sonra dizlerime oturttum, saçlarını öptüm. Annesi neden gelmedi? - Annesi hasta, büyükannesi de. İşte öyle. Şaşkın bir ifadeyle bana bakıyordu. Okşanmasına, kucaklanmasına, öpücüklere boğulmasına izin verse de, bir köşede ağlayan dadısına ara sıra endişeli endişeli bakıyordu. Nihayet konuşabildim. - Marie! Benim küçük Marie'm! Onu hıçkırıklarla kabarmış göğsüme şiddetle bastırdığımda hafif bir çığlık attı: -Ah! Bayım, canımı acıtıyorsunuz! Bayım! Zavallı çocuk beni görmeyeli neredeyse bir yıl olacak. Yüzümü, konuşmamı, sesimi unuttu; üstelik beni bu sakallarla, bu giysilerle ve bu solgun yüzle kim tanıyabilirdi? Nasıl olur? Demek yaşamak istediğim tek yer olan o hafızadan şimdiden silindim! Nasıl olur? Şimdiden baba değilim! Çocukların dilinde sık kullanılan, çok hoş ve masum olduğu için yetişkinlerin ağızlarına alamadığı o babacığım! sözcüğünü duymamaya mahkûm olmak! Yine de bu ağızdan bir kez daha, son bir kez daha bu sözcüğün döküldüğünü duymak; işte hayatımdan çalınan kırk yıl karşılığında tek istediğim bu. - Dinle Marie, dedim iki küçük elini ellerimin arasına alarak, beni tanımıyor musun? Güzel gözleriyle bana bakıp cevapladı: - Hayır! Nereden tanıyayım ki? -İyi bak, dedim. Beni nasıl tanımazsın?
Hayır, ne kadar alçalmış olsam da dinsiz değilim ve Allah kendisine inandığıma tanıktır.