Yeryüzünün bu saatinde iyi olmak mümkün mü, bok gibiyim anne, hatta boktan bile beterim diyemedim tabii ona; güçlü görünmeye çalıştıkça zayıflayan kuru bir sesle, iyiyim anne, iyiyim, siz nasılsınız, dedim.
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kollarını, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
... Ama her şey geride kalıp yol yerini güzelim yemyeşil çayırlara bırakınca arabayı durdurdu, bana döndü ve dünyayı iyilikle dolduran gülümsemesiyle gülümsedi.