Sporun eski biçimleri çoğunlukla şiddet içerir, ahlaki açıdan yozlaşmıştır ve etkisizdir. Oysa, çaba ve yarışma çağdaş sporun merkezini oluşturur. Eski kuşaklar hayvan dövüşlerinden zevk alırken, yeni kuşak köpek ve horoz dövüşlerini bırakıp, yüzünü insan bedeninin katılımını gerektiren ve ondaki potansiyeli yücelten yarışma etkinliklerine döner. Zorlu ve sürekli bir bedensel çaba ve yarışmanın zevki, işte Victoria dönemindeki reformcuları harekete geçiren şeyler bunlardır. Çağdaş spor, özenle birtakım kurallara oturtulmuş etkinliklerdir. Kesin kurallar katılımcıların eşit koşullarda yarışmasını sağlar. Yarışmaya dayalı sporlar toplumda yerleştikten sonra, kendi performans mantıklarını geliştirmeye başlarlar; bu da bir yandan bireyselliklerini sergileme konusunda özgür bırakılan katılımcılardan beklenen bedensel çabanın artmasına neden olur.
Spor, ilkesi gereği meritokratiktir; şans eşitliğini sağlamak adına fair-play'i dayatır. Onun yeni amacı yalnızca kazananlarla kaybedenler yaratmak değil, çok daha iddialı bir süreci başlatmaktır. Amatör spor yandaşlarının ısrarla "yenilginin olgunlukla karşılanması" gerektiğini söylemeleri bundan kaynaklanır. Bu, "yenilin" demek değildir; asıl kazanmayı ve kaybetmeyi çok daha büyük bir şeyin, yani yarışmanın iki farklı durumu olarak görmek gerekir. Katılımcı yenilgiyi kabul edemiyorsa, mücadeleyi bırakmalıdır.
Spor, jimnastiğin tersine, kuralcı değildir. Özellikle top oyunları, kurallar çerçevesinde, yaratıcılığa ve özgürlüğe öncelik tanır. Ama bu kurallar bedeni zorlamaya, herhangi bir hareketi, şu ya da bu şekilde yapmaya yönelik değildir. Çağdaş sporların en gözdesine dönüşecek olan futbolda başlangıçta sadece on dört kural vardır -en az kuralı olan spordur o zaman-, bunlar da her şeyden önce aşırı şiddeti engellemek ve oyunun
Boks hem ilkel hem de yenilikçidir; hem kanlı hem de tekniktir; eskiden bedene karşı alınan tavırlarla yenilerini bir araya getirir. En iyi boksörler hızlı yer değiştirmede, sol direkt vuruşlarda, savunma tekniklerinde ve "soylu sanat" olarak adlandırılan boksun öteki öğelerinde usta adamlardan oluşur. Aynı zamanda bir "öldürme içgüdüsü"ne de sahip olmaları gerekir. Gelgelelim, daha yavaş olan birçok boksörde sadece hayvani bir cesaret vardır - dayak yeme ve dayak atma cesareti. Yeni boks izleyicilerin yiğit sporculuğa yönelik ikircikli duygularını yansıtır. Hıza ve tekniğe hayran olunurken, eski dayanıklılık ve kaba kuvvet nitelikleri de hâlâ çok tutulur. Üstüne üstlük, ABD'de, boks derin bir etnik çatışmanın ve ırksal önyargıların etkisi altındadır. 1889'da Queensbury'nin kurallarını uygulayarak unvan kazanmış ilk boksör olan ve Fighting Irish adıyla anılan John Sullivan hoyratlığıyla ün salmıştır. 1908-1915 yılları arasında, ilk dünya ağır sıklet boks şampiyonu olan Jack Johnson'dan, yadsınamayan yeteneğine karşın yalnızca siyah olduğu için nefret edilir. Tekniğini çok geliştirmiş bir boksör sayıyla, yani rakibini yere devirmeden maç kazanabiliyorsa da, boks ilkel bir spor olmayı sürdürür; erkeğin saldırgan itkileri -rakibin pestilini çıkarmak, onun bedenine ve başına vurmak- bütünüyle bedensel biçimde açığa vurulur boksta.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/İşlenen Beden 19. Yüzyılda Jimnastikçiler ve Sporcular·Kitabı okudu
Takım sporları "ortaklaşa bir beden" oluşturur. İyi bir takım gerek bedensel, gerek taktik becerileri dengeli bir grup oyuncudan oluşur. Takım için oynamak bedenin sportif özelliklerine psikolojik ve toplumsal bir boyut katar. "Arkadaşlarını yüzüstü bırakmamak" o kadar önemlidir ki, gündelik dilde bile buna sık sık değinilir. Bu da yenileceğini bilirken bile, kendini bütünüyle ve maç sonuna kadar takımına adamak demektir. Küçük düşmeyi engellemek önemlidir. Kaybetmek ancak takımdaki tüm oyuncular elden geldiğince iyi oynadığı ölçüde kabul edilebilir. Utanç verici olan şey, vazgeçmek ya da kazanmaya çalışmamaktır.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/İşlenen Beden 19. Yüzyılda Jimnastikçiler ve Sporcular·Kitabı okudu
Kağan Polonyalı doktorlardan oluşan bir voleybol takımına girmiş, Bulgar şantiyesindeki maçlara gidiyoruz. Her takımı yeniyorlar. Bazen maç sonrası kentin yeni açılan büyük oteline kahve ya da Polonyalılardan birinin lojmanına ev yapımı bira, şarap içmeye gidiyoruz. Tek sosyal aktivite!
Erkeklerin zeka seviyesinin kalabalıklaştıkça düştüğü gerçeğinden yola çıkılırsa, bir birahane dolusu maç izleyen sarhoş erkek güruhunun IQ puanı eksi Einstein seviyelerine geriler.
Enkaz altında kalan batının siyaseti, değerleri, insan hakları ve demokrasi başta olmak üzere İnsanlık adına iddialı söylemleridir. BM’dir. uluslararası hukuktur. Yaşama hakkı, özgürlük ve kişi güvenliği, keyfi tutuklama, hapis ve sürgünden korunma, siyasi, ekonomik, toplumsal, kültürel haklar gibi maddeleri ile 2 Dünya Savaşı sonrası ilan edilen İnsan Hakları Evrensel beyannamesidir. soykırımcı Netanyahu ‘yu ayakta alkışlayan Amerikan kongresidir. Müslüman toplumlar söz konusu olduğunda dile gelmeyen yaldızlı uluslararası tüm söylemlerdir. İslam İşbirliği teşkilatıdır; maç izler gibi her gün katledilen insan sayısını Hiçbir şey yapmadan izleyen müslümanlardır. GAZZE’NİN HAFIZASI KIZIL KAPI SEMBOL / Sayfa 46