ATSIZ'DA DİL VE EDEBİYAT
Dil: Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olan ve bitirme tezini, Osmanlı döneminde sade Türkçe akımının öncülerinden Edirneli Nazmi'nin Dîvân-ı Türkî-i Basît'i üzerinde yapan Atsız'ın dil konusundan uzak kalmayacağı ve bu konuya sık sık temas edeceği açıktır. Onun, Türkçe konusundaki düşüncelerine geçmeden önce dilin gelişmesi ve canlılığı üzerindeki genel bir değerlendirmesini almak yerinde olacaktır:
"İnsan zekâsının gelişmesi ölçüsünde de madde ve manadaki her kavram için kelimeler bulunmuş, zamanla kelimelerden başka kelimeler türemiş, bazı kelimeler anlamını değiştirmiş, bazıları unutulmuş veya bırakılmış, yerine yenileri alınmış veya bulunmuştur." (Ötüken 61, Ocak 1969:3). Atsız'ın dille ilgili düşüncelerini ilk olarak Atsız Mecmua'nun 12. sayısında görürüz. “Aynı tarihî yanlışlığa düşüyoruz” başlıklı bu yazıda Atsız, Batı dillerinden giren kelimelere karşı tedbir alınmadığından şikâyetçidir. Vaktiyle Manihaizm'e, Budizm'e, İslamiyet'e girerken yaptığımız hataları bugün de yaptığımızı belirten H. Nihâl şöyle diyor: "Bugün yeni bir medeniyete girerken dilimize yabancı sözler girmesinin ne büyük bir tehlike olduğunu birçok kimseler haykırdı. Bundan başka bugün önümüzde, mazide yaptığımız yanlışlığın misali bütün belâgatiyle duruyor. Fakat bunlara rağmen yabancı kelimeler bugün dilimize yabancı bir ordu hâlinde giriyor. Buna da en büyük sebep münevverler ve gazeteler oluyor. Bugün dünden değişmiş hiçbir şey yoktur. Dün bol bol Arapça, Acemce giriyordu. Bugün de bol bol Fransızca İngilizce giriyor." (Atsız Mecmua 12, 15 Nisan 1932: 291). Azınlık dilinin etkisiyle yaygınlaşan “kol düğmeler, yaka iğneler, Dere Sokak, Turing Kulüp" gibi "bozuk şiveler"i de Atsız şiddetle eleştirmekte ve bir "dil zabıtası"na ihtiyaç bulunduğunu belirtmektedir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sağ kolu olmayan adam
adını komünizmin başkentinden alan
meydanın merdivenlerinde
dilenirken sol eliyle sigara içiyor.
Henüz sabahın sekizinde,
süpermarkette çalışan yaşlıca işçi kadınlar
çeşitli başka dillerde
seni seviyorum demenin
karşılığını tartışıyorlar heyecanla.
Milli mirası korumak için
yeniden dikilen kalenin
taşlı avlusunda
bir kadın ve erkek uzun uzun öpüşüyorlar,
aşka adanan bir anıt olmaya kararlılar.
Hâlâ oradalar.
Macarca öğretmenim şok ama şok gülüyor ben kahve içeyorum deyince
Miro bir Macar ressam mıdır? diye
soruyor Amerikalı turistin teki
garsonların bakışlarıyla turistleri öldürdüğü
Miro kahvesinde.
Ayrılmadan önce olan biten üzerine
konuşuyoruz dostlarla. Mümkün olabilir nasıl? demeye çalışıyorum.
Tek ama tek yanıt, Vigado Ter'deki kamburdan geliyor.
Melodisi olmayan kadim şarkısıyla
ve olanca tatlılığıyla diyor ki
ihtimaldir zamanın tek maddesi.
bravo lan macarlar
çıkıyorum tiyatrodan kulağımda şiirsel macarca
karşımda şiir gibi budapeşte katedrali
gizemli akıyor tuna binbir keman gecesi
çok gizlice patlatı lır bir şampanya
casus efendi sosyal ist bir hi lton'da
§
"Bazı eğitimli Ruslar, Rusçaya dahil edilen 'Fransızcalaştırılmış' kullanımların hala, ağırbaşlılıktan ve Slav kilisesini ve Moskova dönemine ait diplomatik gibi zenginleştiren geçmişiyle olan bağlantılarından yoksun olduğunu savundular. Fakat salonlarda varlık gösteren edebi profesyonellik, eğitimli Rusları, başlıca Avrupa kültürlerine yaklaştıran bir dili adapte etmeye zorladı ve insanların kendilerini ifade etmeleri ve sistematik söylemleri için yeni bir kapı açtı."
§
İlavem:
Macarca'ya Türkçe'den tam 330 kelime geçmiş ve bir ozan bu kelimelerle sevgiliye şiir yazmış.
Yani toplumlar birbirini engellenemez biçimde etkiliyor, aynı insanların birbirini etkilediği gibi.
Macar Tûrancıları Anadoluda süren Kurtuluş Davasına elden geldiğince destek verdiler. Bu desteğin maddi boyutu olup olmadığına dair bugüne ulaşan bilgi yok. Ama Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında Anadolu’daki yeniden yapılanmanın her adımının Budapeşte’de coşkuyla karşılandığı, döneme ait dergilerde izlenebiliyor.
Örneğin 23 Nisan 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış yıldönümü nedeniyle Budapeşte’de Patria salonunda bir toplantı düzenleniyor.
Kalabalık bir davetliler grubunun katıldığı tören millî marşların çalınmasıyla başlıyor vc ardndan Türk ozanı Selami Bey tarafından “Hakimiyet-i Milliye marşı" adlı şiir okunuyor.
Daha sonra Budapeşte’de yaşayan Türklerden Refik Emir Bey Ankara hükümetinin hangi koşullarda doğduğunu anlatıyor ve şunları söylüyor:
“Mustafa Kemal Paşa tarafından yoktan var edilen milli ordu gerçekten Türk ulusunu canlandırdı ve mücadeleye sevk etti. Bu mücadele bugün düşman güçlerin ülkeden kovulmasıyla sonuçlandı, ama bugün Anadolu bir savaş meydanı gibidir. Yakılan köyler Antant ülkeleri temsilcileri tarafından sadece seyrediliyor. Mustafa Kemal Paşa İzmir’e ulaşmış durumdadır. Artık Türk siyasetçileri dünyanın egemenleriyle eşit haklara sahip olarak masaya oturacaklardır. Türk ulusu artık şahlandı. Bu ulus yok edilemez!”
Refik Emir Bey konuşmasını “Yaşasın Mustafa Kemal Paşa, Yaşasın Türkiye ve Yaşasın Macaristan” diye bitiriyor.
Refik Emir Bey’in salonda heyecan yaratan konuşmasının ardından bu kez de Macar Turancıları adına Dr. Vilmos Pröhle çıkıyor kürsüye. Dr. Vilmos Pröhle önce Türkçe ve ardından da Macarca selamlıyor törene katılanları. Macar Turancıları adına, Anadolu’daki yeniden yapılanmanın Macar ulusunda yarattığı coşkuyu dile getiren Dr. Vilmos Pröhle Türk halkının zaferini kutluyor ve Macarların kardeş Türk