İnsanların akıllı ya da cahil olmaları da onları zalimlikten alıkoyamazdı. Zeki olanlar menfaaatlerini bildikleri için para uğruna cinayet işlerlerken, cahiller ise cahil oldukları, yani düşünsel bir macera yaşamaya güçleri yetmediğinden, zihinlerindeki boşluğu, ne olduğunu bile tam olarak bilmedikleri bir dava ile kapatırlardı. Böylece onlar, akıllılar gibi para uğruna değil, inandıkları dava için kan dökerlerdi.
Kadınlar biraz böyleydiler. Erkek evlatçıydılar hep birden. Oğlan çocuklarını kendi donunu bağlamayı bile öğrenmesine fırsat vermeden el bebek gül bebek büyütürler, bu çocuklar büyüyüp bir baltaya sap olacak kadar dirayet sahibi olamadıklarında da kara kara düşünüp kendilerini yerlerdi. Tek laf edilmezdi ne çocukluklarında ne gençliklerinde. Zaten gençlikleri bitip adamlık yaşlarına erdiklerinde de onlar çoktan laf dinlemez kazıklar haline gelmiş olurlardı. Babalarıysa bu macera boyunca onlara hiç karışmaz, hiçbir işin ucundan tutmayıp adam sırasına giremedikleri hakikatiyle karşılaştıklarında da "senin oğlun" dedikleri bu adamların her kabahatinde annenin başarısızlığı olarak gördükleri bir yanlışı işaret ederlerdi. Böylece annelerinin gözünde hiç büyümeyen oğullar babalarının gözünde de hiçbir zaman adam olamazlardı. Hep annelerin kabahatiydi babalara göre..